MyStoryBölüm 2 / 3

Bölüm 2 / 3

TEOMAN FARYALI

Yabncı adam kapıyı açarken yüzünde ne gereksiz bir gülümseme ne de yapmacık bir ciddiyet vardı. Sadece ölçülü bir nezaket... İnsanların büyük çoğunluğunda olmayan cinsten. İfademi olabildiğince düz tutup sadece basit bir baş selamı verdim.

Eliyle toplantı odasını gösterip "Buyurun." dedi.

Sesi tok, kendinden emin ama alçaktı. Adımlarımı hızlandırıp toplantı masasındaki yerime oturdum. İçimde sebepsiz bir huzursuzluk dolaşıyordu. Oldum olası yeni insanlarla tanışmaktan haz etmezdim. Yerime oturup bilgisayarımı çıkardığında salondaki uğultu bir anda kesildi. Herkes yerini almıştı. Masanın en ucunda, her zamanki kibirli tavrıyla Nafi Bey oturuyordu. Sağ tarafındaki koltuk ise boş bırakılmıştı. Çok geçmeden o boşluğu az önce gördüğüm adam doldurdu.

Demek misafirimiz buydu. Nafi Bey'in dillere destan oğlu, Teoman Faryalı..

Belki de ilk defa bu odadaki bütün odak benden başkasına yönelmişti. Bundan memnun olmadığımı söyleyemezdim. Nafi Bey de açıkça bu ilgiden memnundu. Herkese tek tek bakıp keyiflice sırıtarak ayağa kalktı.

"Öncelikle herkesi eksiksiz olarak burada bulduğum için mutluyum." Bunu söylerken gözlerini özellikle bana çevirmesi şaşırtmadı elbette. Zamansız yaptığı toplantılara canlı yayını yarıda kesip gelmediğim için beni yargılayamazdı. Ben de bakışlarımı ona dikmiş, saçmalamalarını bitirmesini bekliyordum.

"Dakiklik konusunda bazı arkadaşlarımızın hâlâ eksikleri var."

Cevap vermedim. Vereceğim tek bir cümle toplantının bütün havasını değiştirebilirdi. Üstelik buna değmezdi. Benden istediği karşılığı alamayınca boğazını temizleyip sözlerine devam etti.

"Bugün sizleri önemli bir gelişmeyi duyurmak için topladım. Hepiniz artık biliyorsunuz ki, bu medya patronluğu oldukça yorucu iş. Her ne kadar kabul etmek istemesem de yaş geldi ve geçiyor. Artık hem bu kanala hem de medya sektörüne taze kanlar ve yetenekli yöneticiler lazım." Kendinin yetenekli olmadığını kabul etmesi ona göre olduk.a erdemli bir davranıştı. Nafi Bey'in sözlerinin devamını bekleyen odada çıt çıkmıyordu.

"Uzun zamandır görüşmelerini yürüttüğümüz ortaklık anlaşması tamamlandı."

Bir anda fısıltılar yükseldi. Herkesin dilinden ortak dökülen cümle "Demek dedikodular doğruymuş." oldu

"Bugünden itibaren kanalımızın yönetim sorumluluğu oğlum Teoman Faryalı'ya devredilmiştir."

Bakışlarımı, masda babasının sağına oturduğundan beri sesini çıkarmayan adama çevirdim. Gözlerinin üzerimde olduğunu görmek ürkemem sebep oldu. Tanımıyordum. NAsıl bir insan olduğunu, yeteneklerini ya da zihniyetini bilmiyordum. Ancak kim olursa olsun bana bu şekilde dikkatli bakmamalıydı.

Söylentileri duyduğum andan itibaren kafamda bir fenotip şekillenmişti. Tahmin ettiğim gibi otuzlu yaşlarının başındaydı. Üzerindeki koyu lacivert takım elbise ben en pahalısıyım diye bağırıyordu. Saatindeki pırlanta detay, bu mesafeden bile gözümü almaya yetmişti. Sadece ben değil, toplantı salonundaki herkesin tek odağı oydu.

Nafi Bey konuşmaya devam etti.

"Teoman uzun yıllardır Amerika'da medya sektöründe çalıştı. Bu sürede elbette fazlasıyla tecrübe ve deneyim sahibi oldu. Bu sebeple koltuğumu ona bırakırken içim oldukça rahat. Bundan sonra bütün yayın politikalarını kendisi belirleyecek."

Birileri bu adama tecrübe ve deneyimin aynı kapıya çıktığını öğretmeliydi.

Haber yönetmeni Can, hemen alkışlamaya başladı. Elbette salonun geri kalanı ona uymak zorundaydı. Ben hiç bir zaman geri kalana uyan bir insan olmadım. Bu sebeple ellerimi de alkış için yormadım. Yeni patronun kim olduğu umurumda değildi. Benim için önemli olan tek şey haberin haber olarak kalabilmesiydi.

Toplantının bir an önce bitmesini dilerken Teoman Bey ilk kez konuştu.

"Teşekkür ederim."

Sadece iki kelime...

Fakat sesi odanın tamamını doldurmaya yetmişti.

"Hepinizi tek tek tanımıyorum. Önümüzdeki günlerde bunun için zamanımız olacak. Ancak şunu baştan söylemek isterim...."

Masadaki dosyasını kapattı.

"Ben reyting uğruna doğruları eğip bükmeyi seven biri değilim."

Odadaki bazı yüzler gerildi. Hatta bakışları özellikle bana döndü. Bu zamana kadar bu kanalda verdiğim savaşın işte şimdi zafere yaklaştığını hissetmiştim.

"Bir haber ya doğrudur ya değildir. Arasında gri bir alan yoktur."

Kaşlarımı istemsizce kaldırdım.

İlk defa hoşuma giden bir cümle duymuştum.

Nafi Bey hafifçe öksürdü.

"Teoman biraz idealisttir."

Teoman Bey babasını bakışları ile susturamayacağını anlayınca konuşma gereği duymuştu.

"Hayır baba. İdealist değilim. Sadece gazeteciliğin ne olduğunu unutmadım."

Nafi Bey'in giderek kızaran yüzü bana istemsiz bir keyif veriyordu. Gün içerisinde yeni patronla tanışacak olmanın ve gelenin her zaman gideni arattığı algısının üzerime yüklediği gerginlik bir anda dağılmıştı.

Babasına "baba" derken bile ses tonunda en ufak bir yumuşama yoktu.

İlginç...

Toplantının geri kalanı bütçe, sponsorluk ve yeni projelerle geçti. Benim ilgim ise tamamen dağılmıştı.

Ali...

Şimdi neredeydi? Acaba hâlâ aynı caddede mendil satıyor muydu? Elleri buz gibiydi. Hava da giderek soğumuştu. Ah Ali...

Henüz alışamadığım yabancı sesin ağzından adımı duyunca düşüncelerimden sıyrıldım.

"Nazlı Hanım eğer bizimleyseniz düşüncelerinizi merak ediyorum."

Belli ki bana bir soru yöneltmişti ama ben tek kelime bile duymamıştım.

Bilge olsaydı kesin ayağıma tekme atardı.

"Tekrar eder misiniz?"

Odada belli belirsiz gülüşmeler oldu.

Teoman ise sadece başını salladı.

"Yeni yayın ilkeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?"

Birkaç saniye sustum.

"Kağıda yazılan ilkeler beni etkilemez.Önemli olan uygulanan ilkelerdir."

Nafi Bey'in yüzü asılmıştı.Teoman ise şaşırtıcı biçimde gülümsedi.

"Beklediğim cevap buydu."

Toplantı nihayet sona erdiğinde herkes yeni patronla tanışabilmek için etrafını sardı.

Ben ise dosyamı alıp doğruca kapıya yöneldim.

"Nazlı Hanım."

Arkamdan gelen sesi duyunca durdum. Teoman Bey kalabalıktan sıyrılmış, birkaç adım yakınımda durmuştu.

"Bir dakikanızı alabilir miyim?"

İçimden "alamazsın" demek geçti ama diyemedim.

"Buyurun."

"Sizinle ilgili çok şey duydum."

"Umarım yarısı doğru değildir."

Bu kez gerçekten güldü.

"Korkmayın. İyi şeyler."

"İnsanlar yüzüme söylemeyecekleri şeyleri arkamdan söylemezler."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra beklemediğim bir soru sordu.

"Toplantı boyunca aklınız başka bir yerdeydi."

Bu kadar mı belli olmuştu?

"İş dışında kişisel bir mesele."

"Eğer haber değeri taşıyorsa iş dışında değildir."

Sözleri dikkatimi çekti.

İlk defa biri merakımdan değil, gazeteciliğimden bahsediyordu.

"Bugün bir çocukla tanıştım."

Anlatmaya başladığımı fark edince şaşırdım.

Normalde yabancılara hiçbir şey anlatmazdım.

"Mendil satıyordu."

Teoman'ın yüzündeki ifade değişmedi.

"Sokakta çalışan binlerce çocuk var."

"Biliyorum. Ama bu çocuk kaçmak istiyor."

İşte bu cümlede gözleri ilk kez bana tam anlamıyla odaklandı.

"Kimden?"

"Sözde babasından."

Koridor sessizdi.

Uzaktan telefon sesleri geliyor, insanlar odalarına dağılıyordu.

"Ona yardım etmek istiyorum."

Kerem düşünceli biçimde başını eğdi.

"Polise gittiniz mi?"

"Henüz değil."

"Neden?"

Çünkü...

Çünkü elimde sadece yedi yaşındaki bir çocuğun anlattıkları vardı. Ya söyledikleri doğru değilse?Ya onu daha büyük bir tehlikenin içine itersem? Bütün bunları düşündüğüm için sustum.

Teoman cevabı kendisi verdi.

"İçgüdüleriniz size doğru söylediğini söylüyor."

Şaşkınlıkla baktım.

"Evet."

"O halde peşini bırakmayın."

Bu kadarını beklemiyordum.

"Çünkü bazen bir haber, sadece akşam bülteninde yayınlanacak bir metin değildir."

Sesi bu kez daha alçaktı.

"Bazen bir insanın hayatıdır."

Kalbim bir anlığına duracak gibi oldu. Ali'nin cebine koyduğum kart gözümün önüne geldi. Ya gerçekten ararsa? Ya yardım istemek için cesaret ederse?

Tam o sırada telefonum titredi. Arayan asistanım Bilge'ydi. Bakışlarım Teoman denilen adamdayken aramayı yanıtladım.

"Evet?"

"Nazlı Hanım..."

Sesi telaşlıydı.

"Az önce güvenlik sizi sordu."

Kaşlarımı çattım. Bu zamana kadar güvenlikle şahsi bir muhabbetim olmamıştı.

"Neden?"

"Bir çocuk gelmiş."

Elimi istemsizce elbiseme sürdüm. Avuç içlerim terlemişti.

"Ne çocuğu?"

"Elinde sizin kartınız varmış."

Soluk alışverişlerim bir anda durdu.

Ali...

Bu kadar kısa sürede kanalı nasıl bulmuştu?

"Şimdi nerede?"

"Alt katta bekletiyorlar ama..."

Bilge'nin sesi bir anda kesildi.

"Ne oldu?"

"Çocuk yalnız değil. Yanında bir adamla gelmiş."

Telefon elimde donup kaldı.

Ali beni bulmuştu.

Uygulamada reklamsız oku