Bölüm 4 / 12
4.Bölüm
Demir ve Miran sokağın ortasında göz göze durmaktadır. Çarşı esnafı dükkân kapılarından nefesini tutmuş onları izlerken, Miran elindeki devir evrakını ceketinin iç cebine koydu. Demir sesini hiç yükseltmeden, sakin ama buz gibi bir tonla konuştu: — Alacak devri yapılmış olabilir Miran. Ama mesai bitimine kadar resmi mühlet devam eder. Usulsüz iş yapıp çarşının huzurunu kaçırma. Bahar, Miran ile Demir'in arasına girerek Miran'ın gözlerinin içine dimdik baktı: — Bana bak Miran! Benim dükkânımın kapısına kimse öyle kafasına göre mühür vuramaz! Akşama kadar vaktim var, o para masana gelecek. Şimdi adamlarını da al, dükkânımın önünü kapatma! Miran hafifçe gülümsedi, Bahar'ın bu tavizsiz duruşuna karşılık ters bir bakış attı: — Akşam altıda adliyede olacağım Bahar Hanım. Para gelmezse yarın sabah bu dükkân açılmaz. Miran icra memurlarıyla birlikte çekilirken, çarşıya ağır bir sessizlik çöktü. Bahar sinirle arkasını dönüp dükkânına girerken, Demir tek kelime etmeden atölyesine adımladı. Eski ve loş dükkânda tik-tak saat sesleri duvarlarda yankılanıyordu. Saatçi Mithat büyüteci gözüne takmış tezgahın arkasında çalışırken, Demir cebinden çıkardığı kadife beze sarılı altın köstekli saati masaya koydu. Saatçi Mithat saati eline alıp hayranlıkla inceledi: — Bu... Korhan Usta'nın babasından kalan o meşhur saat değil mi Demir? Bunu satmak istediğine emin misin evlat? Bu kasabada bunun dengi yoktur. Demir bakışlarını saatten hiç ayırmadan yanıtladı: — Eminim Mithat Amca. Değeri neyse nakit olarak ver. Ama bu dükkânın kapısından kim çıktıktığını, bu saatin buraya niye geldiğini kimse bilmeyecek. Saatçi Mithat ağır ağır başını salladı: — Sen nasıl istersen... Sırrın bende saklıdır. Mithat parayı sayıp elden hazırladı; Demir nakit parayı alıp ceketinin iç cebine koyarak dükkândan çıktı. Gökçedere nehrinin kenarında Emre motorunun bujisini sıkarken öfkeyle soluyordu. Annesi Zeynep kıyıda kuruyan çamaşırları toplarken, Oba Ebesi Güllü çadırın önünde cılız ateşin közünü eşeliyordu. Sokağın başından siyah bir cip geçti; arabanın içindeki Fatih camdan dışarı bakarak obayı süzüyordu. Emre elindeki anahtarı sıkıp ayağa kalktığında, Zeynep panikle oğlunun koluna yapıştı. Zeynep sesi titreyerek mırıldandı: — Otur yerine Emre! Bakma o tarafa! Emre annesinin elini tutup kaşlarını çattı: — Ana... Adam sadece yoldan geçiyor, sen niye böyle titriyorsun? Bu adamın gölgesi bile seni niye bu kadar korkutuyor? Zeynep gözlerini kaçırıp sesini düzeltmeye çalıştı: — Korkumdan değil oğul... Siz birbirinize zarar verirsiniz diye korkarım. Başka bir şey yok. Güllü Ebe ateşin başından gözlerini kaldırıp Zeynep'e derin ve manalı bir bakış attı, tespihini çekmeye devam etti. Miran geniş ahşap masasında oturmuş purosunun dumanını tüttürürken kapı sertçe açıldı. Demir içeri girdi ve cebinden çıkardığı kalın nakit zarfını Miran'ın masasının, haritanın tam ortasına bıraktı. Miran hiç şaşırmadan arkasına yaslanıp alaycı bir tebessümle baktı: — Kapıyı çalmak adettendir Demir Efendi. Ne bu acele? Demir buz gibi bir sesle, elleri cebinde yanıtladı: — Tahir Usta'nın senedinin karşılığı. Tamamı nakit. Senedi ver. Miran masadaki zarfa şöyle bir bakıp kaşlarını hafifçe çattı: — Bahar'ın haberi var mı bu yaptığından? Gururuyla yaşayan kız, bir gurbetçinin el açmasına ne der acaba? Demir Miran'ın masasına doğru eğildi, sesi daha da ağırlaştı: — Bahar'ın da, bu kasabadaki başka kimsenin de haberi olmayacak. Borç kapandı, senet burada imha edilecek. Eğer o kızın veya dükkânın etrafında bir daha seni görürsem... İş resmiyeten çıkar Miran. Anladın mı? Miran gözlerini Demir'e dikti. Bir süre iki adam sessizce bakıştıktan sonra Miran çekmeceden senedi çıkarıp masaya koydu. Demir senedi alıp gözünün önünde yırtarak arkasını dönüp çıktı. Miran arkasından bakıp tehlikeli bir şekilde gülümsedi. Çarşı boşalmış, sokak lambalarının sarı ışığı taşlara vuruyordu. Bahar dükkânın kepenklerini indirip kilitlerken yüzünde günün yorgunluğu ve şaşkınlığı vardı. O sırada Ahşap Atölyesi'nin kapısını kilitleyen Demir sokakta belirince iki genç insan boş sokakta karşı karşıya geldi. Aralarındaki mesafe ve gerilim korunuyordu. Bahar anahtarı cebine koyup soğuk ve şüpheci bir sesle sordu: — İcra memurları gelmedi. Avukat borcun kapandığını söyledi... Sen bir şeyler mi çevirdin Demir? Demir elleri ceketinin cebinde, yüzünde tek bir mimik oynamadan yanıtladı: — Benim işim başımdan aşkın Bahar. Senin dükkânınla uğraşacak halim yok. Bahar bir adım yaklaşarak dik başıyla konuştu: — Eğer benim gururum üzerinden birilerine minnet borçlandıysan... Demir sözünü kesip buz gibi bir sesle lafını tamamladı: — Kimseye borcun da yok, minnetin de. Git babanın yanına, dükkânın da yerinde duruyor. İşine bak. Demir arkasını dönüp karanlık sokağa doğru yürürken, Bahar çatık kaşlarla onun arkasından bakakaldı…