Bölüm 2 / 41
17 Kasım 2021
University of California San Francisco Medical Center
21. Yüzyılda mimari yapılar dünyanın neresinde olursanız olun birbirine benzer özellikler gösteriyordu. Orta Çağ'ın birbirinden özgün yapılarını aratır cinsten sıradan ve soğuk beton yığınlarına insanların iyilik arayışlarını hapseden hastaneler de bunlardan sadece bazılarıydı. Özellikle devletin soğuk yüzünü temsil eden kamu binaları insanı devlete karşı mesafeli olmaya itmekten başka bir şeye yaramazdı.
Türkiye'de " Allah kimseyi düşürmesin." dedikleri yerdi. Burada da belki önünden geçenlerin yere tükürmesini sağlayacak kadar itici bir taş yığınından ibaretti. Doktorlar ise o binaların içine hapsolmuş, insanı yaşatmak için insanlıklarını unutmuş birer kas ve iskelet sisteminden başka değildi.
Hastane binasının ön cephesini boydan boya kaplayan bu görkemli tabelanın altındaki kapıdan girdiğinde sanki bir bilim kurgu filmindeymiş gibi boyut değiştirdiğini düşündü bir an. Modern ve son derece teknolojik bir mimari anlayışla dizayn edilen yapı, karmaşık gözükmesine rağmen oldukça kolay bir yön bulma sistemiyle tasarlanmıştı. Her koridoru ayrıntılı bir şekilde resmeden haritalar işinizi oldukça kolaylaştırıyordu. Mahi'nin Kalp Damar Cerrahisi servisini bulması da bu nedenle hiç de zor olmamıştı. Girişte kendisini tanıttıktan sonra ona geçici olarak verilen yaka kartı ile her kapıyı sorunsuz bir şekilde aşmıştı.
Servis alanına geldiğinde kendinden sorumlu olan bölüm şefinin odasını aramaya koyuldu. Fakülte ile yaptığı yazışmalarda Kardiyoloji alanında 5 bölüm şefinin olduğunu öğrenmişti. Hangi şefe tabii olacağı ancak göreve başladığı gün belli olacağı için giriş yaptığı andan itibaren yönetim servisine ulaşan bilgileri doğrultusunda kendisine bir cerrahi şefi atanmıştı. Şimdilik adamın ismi dışında hiçbir şey bilmiyordu ve burada olduğu sürece iyi anlaşmayı umdu.
Danışmadaki görevli, şefin doktor odasında dinlendiğini söylemişti. Kattaki bütün doktorların ortak kullandığı bu odaya girmek elbette onun da hakkıydı. Dinlenen bir insanı zorla karşısına dikip kendisini tanıtacak değildi. Önce servisi dolaşıp işleyiş hakkında ön bilgi sahibi olmayı düşünse de bunun için şefin kendini yönlendirmesinin daha olacağına karar verdi.
Doktorlar için ayrılan dinlenme alanı da hastanenin diğer bölümleri gibi oldukça konforlu döşenmişti. Ranzaya dönüşebilen geniş oturma alanları, toplantı ve yemek masaları, dev bir ekran, geniş bir kütüphane, hatta ortadaki büyük sehpanın üzerinde birkaç takım oyun konsolu vardı. Sanki bir hastane değil de bir bilişim şirketi havası veriyordu.
Odanın ortasına kadar ilerleyip etrafa daha dikkatli baktığındaysa pencereye dönük konumlandırılmış kanepede birinin uzandığını fark etti. Heybetli bedeni kanepeye doldurmuş, hatta ayakları dışarı taşmıştı. Yüzüne kapadığı kolu neredeyse baştan aşağı dövmeliydi. Üzerindeki kırışmış, koyu yeşil cerrah üniforması onun zorlu bir operasyondan çıktığının kanıtı gibiydi. Adamın parmak uçlarına takılan gözleri de bu kanaati tasdiklemişti. Zira saatlerce lateks eldivenin içinde kalan elleri keratin tabakasını kaybederek buruşmuştu. Onu seyretmeye, hakkında çıkarım yapmaya öyle dalmıştı ki, duyduğu sesle elinde olmadan irkildi.
"Daha ne kadar orada dikilip, beni seyredeceksin? "
"Şey, ben özür dilerim. Sizi rahatsız etmek istememiştim. "
"Ama ettin."
Yattığı yerden doğrulup pencereye doğru oturan adam, düşündüğünden de iri yapılıydı. Tepesinde bir topuz şeklinde topladığı uzun ve açık kumral tutamları dağılmıştı. Çökük omuzları henüz yeterince dinlenemediğinin kanıtıydı. İçten içe bir suçluluk hissetse de bir şey yapmadığının bilinciyle kendisini teselli etti. Buradaki amacı sadece işine odaklanmak ve gerekirse görünmez olmaktı. Daha ilk günden birisiyle gerilim yaşamak istediği son şey bile değildi.
" Daha neyi bekliyorsun orada? Buraya elini kolunu sallayarak nasıl girdin, çok merak ediyorum ayrıca."
" Bu odada bulunmak, en az sizin kadar benim de hakkım. Bu günden itibaren bu hastanenin doktorlarından biriyim."
Omuzlarını aniden dikleştiren adam başını çevirerek Mahi'ye baktı. Onun tanıdık siması kaşlarını çatmasına sebep olmuştu. Emin olmak için ayağı kalktı ve genç kıza doğru döndü. "Bu kadarı da olamaz" dedi içinden. "Böylesine bir benzerlik tesadüf olamaz." Bir süre sonra karşısındaki genç kız kaşlarını çatmış ve sabırsızlanmaya başlamıştı. Bir dakika! az önce ne demişti bu kız? "Bu hastanenin doktorlarından biriyim."
" Demek Türkiye'den gelecek olan uzman sensin. Adım ne demiştin?"
" Evet benim. Ancak henüz ismimi söylememiştim."
"Ee ne bekliyorsun kendini tanıtmak için?"
"Peki. İsmim Uzman Doktor Mahi Uluçay. Sizin isminiz?"
"Uluçay mı? Profesör Uluçay ile bir yakınlığın var mı?"
"Kızıyım."
Bu nasıl bir tesadüf? diye düşündü genç adam. Hem ona olan benzerliği hem de bu hastanede ellerinde ölen adamın kızı oluşu akıl alır gibi değildi. Sonra haddinden uzun süre sessiz kaldığını farkedince konuşmak için duruşunu dikleştirdi.
" Kaybın için üzgünüm. Bu hastanede hayatını kaybetmiş olması, seçimini etkiledi sanırım."
" Taziyeniz ieşekkür ederim ancak; sizinle tercihlerimin sebebini tartışacak kadar vaktim yok Sorumlu şefimi bulmam lazım. Siz onu nerede bulabileceğimi biliyor musunuz? İsmi...?"
" Sanırım biliyorum, Steven Dean. Şu an tam karşında."