MyStoryBölüm 2 / 2

Bölüm 2 / 2

ÇEŞMENİN BAŞI

MEHMET

"Her yer ot a..na koyayım!"

Yanımda hiç ırgalanmadan yürüyen Vlad'a ters bir bakış attım.

"Alt tarafı ot abi, abartma."

Ayağımın altındaki otlara bir tekme savurdum.

"Sus lan, g.t! A..na koyayım, her gün tarlada yürüyor sanki!"

Sinirle cebimden bir dal sigara çıkardım.

Vlad, her zamanki söylenmelerime alışık olduğundan hiç sesini çıkarmadan yürümeye devam etti.

Ama tabii ben susmadım.

"Zaten getirdiniz beni buraya! Size uyan aklıma s.çayım!"

Vlad elleri cebinde yürümeye devam ederken güldü.

"İki gün sabret abi. Ne diyorsunuz siz Türkler.."

Birkaç saniye düşündü.

"Hah, sabrın sonu selamettir."

"Senin sabrına sokayım Vlad!"

Sigaramdan derin bir nefes alırken bir taraftan da etrafı süzüyordum.

Saçma sapan, köyden bozma bir yere gelmiştik. Buranın şehir merkezine bağlı olduğu palavrasına zerre inanmıyordum.

Hayır yani burası merkezse, köyü nasıldı?

"Emin miyiz bu adamlardan zarar çıkmayacağına?"

İşaret parmağımı peşinen havaya kaldırdım.

"Bana bak Vlad, eğer bu p.çler bize herhangi bir yanlış yaparsa şimdiden söylüyorum s.kerim dalağını!"

Vlad gözlerini devirdi.

"Benim dalağımın ne suçu var abi? Neden her şeyden ben zararlı çıkıyorum?"

"Ne yapayım a..na koyayım, Andrei abinin dalağını s.kecek halim yok ya!"

Vlad oflayarak karşılık verdi.

"Tabii, ikiniz de birbirinize bir şey diyemiyorsunuz... anca gücünüz garip Vlad'a yetiyor!"

Ona en ters bakışlarımı gönderdim.

Vlad benim sağ kolumdu. Bütün sırlarımı bilen, bütün dertlerimi bölüşen, şu hayattaki iki yakınımdan biriydi.

Ailemden uzak kalıp düştüğüm günlerde bana uzattığı elini bir daha hiç geriye çekmemişti. Kısacası yirmi beşimden sonra bulduğum kardeşimdi.

Sigaramdan son nefesi de içime çekip izmariti yere attığımda Vlad'ın sinirli sesini duydum.

"Kaç kere diyeceğim, şu çöplerini yere atıp durma! Güzelim doğayı kirletiyorsun!"

Cevap verme gereği duymadan ellerimi cebime sokup yürümeye devam ettim.

Açıkçası doğanın kendisi de kirlenmesi de umurumda değildi. Şahsen benim hayatım kayarken doğa hiç de engel olmaya falan kalkmamıştı.

O zaman diğer her şey gibi doğanın akıbeti de s.kimde değildi, çürüsündü!

"Islık çalıp durma, şeytanları başımıza toplayacaksın!"

Gözlerimi devirdim. Bir dakika huzur yoktu ki arkadaş!

"Ulan biz şeytanın kendisi olmuşuz zaten, o bize ne yapacak?"

Islığıma kaldığım yerden devam ettim.

"Gelip bir şey yaparsa görürsün abi!"

Güldüm.

"Allah'tan başka kimseden korkmam ben, boş yapma!"

Bir süre daha ilerledik, bu yollar da git git bitmiyordu!

"Aa, ağaç!"

Vlad koşup elma ağacının altında durdu.

"Abi, elma koparalım mı?"

Tek kaşımı havaya kaldırdım.

"Çocuk muyuz lan biz? Koca adamsın, utanmıyor musun milletin bahçesinden elma aşırmaya?"

Vlad omzunu silkti.

"Göz hakkı diye bir şey var abi, hiç duymadın mı?"

Bu da sonradan gelip iyice Türk kesilmişti başımıza!

"Ben elma falan toplamam!"

Tabii ki bu kararlılığım iki dakika ancak sürebilmişti.

Vlad bey, kurşuna kafa atacak kadar cesur olsa da ağaca çıkmaktan korkuyordu.

"Düştüm diyorum, anlamıyor musun?"

Elimi uzatıp üst dalda duran büyük elmayı da aldım.

"Ulan insan bir kere ağaçtan düştü diye hemen travma sahibi mi olur? Ne var, hepimiz düştük zamanında!"

Gözümün önüne çocukluk arkadaşım Mert'le arka bahçeyi birbirine kattığımız anlar gelince başımı iki yana sallayarak hemen bunları kovaladım.

Hatıralar can acıtmaktan başka bir işe yaramıyordu.

"Abi ben zaten ağaçtan düştüğüm için fobi sahibi olmadım ki! Yaramazlık yapıp ağaca çıktığım için dövdü beni annem, travma oradan kalma."

"Nasıl lan? Annen dövdü diye mi korkuyorsun?"

Vlad gülümsedi.

"Annen deyip geçme, eli ağırdır."

Başımı salladım.

"İyiymiş."

Elimdeki elmayı da aşağıya attım. Vlad gelişmiş refleksleriyle elmayı havada yakaladı.

Valla bu kadar yeterdi, daha fazla çocuk avutamayacaktım!

Hızlı birkaç hamleyle ağaçtan indim. Vlad çoktan elmaları yemeye başlamıştı.

"Yapış yapış oldum a..na koyayım!"

Vlad ağzı elma doluyken güldü.

"Yakıştı ama abi. Daha bi serseri oldun, kızlar ölüp bitecek!"

"S.ktir lan!"

Bir de benimle dalga geçiyordu!

Elimdeki yapışıklık gitsin diye birbirine sürdüm ama işe yaramadı.

"Şu ileride bir tane daha çeşme var, git ellerini yıka da gel."

Kaşlarımı çattım.

"Sen ne b.k yiyeceksin burada?"

Vlad oturduğu ağaç dibine biraz daha yayıldı.

"Yoruldum yürümekten, hazır gölge bulmuşken biraz dinleneyim."

"Biz robotuz çünkü a..na koyayım, hiç yorulmadık di mi?"

Elini yanındaki boşluğa iki kez vurdu.

"E sen de gel abi."

Ters bakışlarımı atarken cevap verdim.

"Çeşmeye gideceğim."

Ağaç diplerinde oturma niyetim yoktu. Zaten o ağacın tepesine de Vlad çok istiyor diye çıkmıştım. Yoksa benim ne işim vardı böyle yerlerde?

Söylene söylene az önce Vlad'ın tarif ettiği çeşmeye ilerledim.

Beş dakika sonra çeşme görüş açıma girdiğinde yalnız değildim, az önce diğer çeşmede çamaşır yıkayan kız da buradaydı.

Az önce onu diğer çeşmede gördüğüm için şaşırırken dudaklarımı araladım.

"Müsaade varsa elimi yıkayabilir miyim?"

Kız birinin yanına gelmesini hiç beklemiyor olacak ki irkilerek bana doğru döndü.

Korkmuştu.

Yeşile çalan gözleri kocaman açılırken birkaç saniye yüzüme bakıp yutkundu.

Dağ başı gibi bir yerde hiç tanımadığı bir adamla baş başa kalmış olma fikrinin onu korkutması normaldi. Rahatlaması için yeniden konuştum.

"Korkma, niyetim sana zarar vermek değil."

Ellerimi ona doğru uzattım.

"Az gerideki elma bahçesinden geliyorum, her tarafım yapış yapış oldu."

Kız hiçbir şey söylemeden iki adım geriye çekildi.

Açtığı boşluğa karşılık ben de çeşmeye yaklaşıp elimi yıkamaya başladım.

"Dilsiz misin?"

Beni ilgilendirmezdi ama bir anda soruvermiştim.

Başımı çevirip baktığımda yanaklarının kıpkırmızı olduğunu gördüm.

Ne yani, utanmış mıydı?

Altı üstü dilsiz misin diye sormuştum. Vlad bir de bana her şeyi abartıyorsun diyordu. Beterin beteri vardı işte!

Elimi yıkayıp yapışkanlıktan arındıktan sonra üzerimdeki beyaz gömleğe baktım. O da b.k olmuştu.

Kızın çamaşır sepetine takıldı gözüm. Aklıma gelen fikirle yeniden konuştum.

"Sana para versem şu gömleğimi de yıkar mısın?"

Merkeze kadar böyle leş bir şekilde gitmek istemiyordum.

Geldiğimden beri bir kelime bile etmemiş olan kızın gözleri olabilirmiş gibi daha da açıldı.

Yok... bugün bu dilsiz kızın sebebi olacaktım, şaşırmaktan düşüp bayılacaktı kız.

Hayır söylediklerimde bu kadar şaşıracak bir şey vardı da ben mi göremiyordum acaba?

Demiştim ama ben. Kalkıp bu kırsala gelmek başlı başına bir hataydı. Daha buradaki insanlarla iletişim kuramıyorduk, bir de iş mi yapacaktık?

Nefesimi sıkıntıyla verip şansımı bir kez daha denedim.

"Sen beni duyabiliyor musun? Anlıyor musun yani söylediklerimi?"

İşaret parmağımla yerdeki çamaşır sepetini gösterdim.

"Benim gömleğimi de yıkar mısın? Parası neyse fazlasıyla vereceğim."

Kız bir adım geriye gitti.

"Be..ben niye yıkayacakmışım senin gömleğini?"

Etrafına hızlıca bir bakış attığında onun rahatsız olmasından rahatsız olup ben de bir adım geriledim.

"Korkma, kötü bir niyetim yok... sana zarar falan vermeyeceğim yani."

Ellerimi ben masumum der gibi iki yana kaldırdım.

"Elma oldu üstüm başım, bu şekilde çarşıya gidemem."

Sepete bir bakış daha attım.

"Sen de zaten çamaşır yıkamıyor muydun, altı üstü bir gömlek... benimkini de yıkayıver."

Anasını sattığımın dünyası, beni kırsalın göbeğinde köylü bir kıza gömleğimi yıka diye yalvarttırıyordu.

"Olmaz! Hem git artık buradan, bir gören olursa rezil rüsva olurum!"

Kaşlarımı çattım.

"Bu dağın başında senden benden başka biri mi var sanki, kim görecek?"

Kız hızla eğilip çamaşır sepetini eline aldı.

"Yerin kulağı vardır, hiç mi duymadın?"

Güldüm bu söylediğine.

"Duydum... duydum ama dediğin gibi yerin kulağı var, gözü yok."

Göz kırparak devam ettim.

"Yani gömleğimi sessizce yıkarsan kimseler görmez."

"İstemiyorum!"

Kız hızlı bir şekilde arkasını dönüp koşar adımlarla uzaklaşmaya başladı. Ya da sadece çalıştı desek daha doğru olur çünkü dört adım bile ilerleyemeden yere yapışıverdi.

"Ahh!"

Tek elimle yüzümü ovuşturdum. Gerçekten bütün arızalar da beni buluyordu.

Birkaç adımla dibinde bitip elimi kızın koluna koydum. Tabii istediğinde dilli, istediğinde dilsiz olan yabanimiz hızlıca kendini geriye çekti.

"Dokunma!"

Gözlerimi devirdim.

"Aman, çok meraklıyım ben de sana! İşim gücüm yok, bir dağın tepesine gideyim de bir köylü güzeli elleyeyim diyordum çünkü!"

Kız bana ters ters baktı.

"Kusura bakma ama kaşlarını çattın diye korkutucu falan olmuyorsun ufaklık. Hadi kalk yerden, bir yerine bir şey oldu mu?"

Kız tekrar kolunu çekti.

"Madem kötü bir niyetin yok, defol gitsene! Ne diye dibime dibime giriyorsun?!"

"Hayda! Çarpacağım ama şimdi bir tane ha! Kızım sen anlamıyor musun, yardım ediyorum lan sana!"

Huysuz cadı bir kez daha konuştu.

"Senden yardım isteyen mi oldu?!"

Nefesimi burnumdan seslice verip sakin kalmaya çalıştım.

"Ulan ayağın burkuldu işte, seni bu dağ başında böyle bırakıp gideyim mi istiyorsun?"

Huysuz cadı nihayet durumu anlayıp bakışlarını bileğine çevirdi.

"Bir şey olmadı benim ayağıma!"

Cebimden bir dal sigara çıkardım. Yok, ben bu kızla uğraşamayacaktım.

"İyi, kalk git hadi o zaman."

Birkaç adım uzaklaştığımda kız gerçekten de ayağa kalktı. Galiba ayağı sandığım kadar burkulmamıştı.

Düştüğünde kendiyle birlikte yeri boylayan çamaşırlarına ise içli bir bakış fırlattı.

Az önce yıkanıp paklanmış olan çamaşırlara iki dakikada göz etmiştim, şimdi hepsi çamur içindeydi.

Eee, ben demiştim ama benim gömleğimi de yıka diye... benim gömleğimi yıkamazsa işte böyle olurdu!

Ben kirli çamaşırları toplar gider sanarken o sepetiyle birlikte çeşmenin başına geçti. Çamur olmuş kıyafetleri yıkamaya devam etmesini hiç mi hiç beklemiyordum.

Sonuçta az önce düşmüştü, çamaşırları başka bir güne erteleyebilirdi.

"Çamaşır makinesi satmıyorlar mı bu şehirde?"

Bizimki açmıştı yine dilsiz modunu.

"Şişt, sana söylüyorum!"

Sigaramdan bir nefes alıp devam ettim.

"Herkes böyle elinde mi yıkıyor?"

Benim bütün gömleklerimin bir gün giyilip yıkanıldığı düşünülürse büyük zulümdü. Allah çamaşır makinesini icat edenden razı olsundu.

"Eğer gömleğimi yıkarsan sana İstanbul'dan makine getirtirim, artık çamaşırları böyle elinde yıkamak zorunda kalmazsın."

"Burada makine olmadığını ne biliyorsun?"

Kaşlarımı çattım.

"Elinde yıkamandan olabilir mi?"

Kız oflayarak önüne döndü.

"Yıkamayacağım gömleğini falan, tepemde dikilip durma!"

Yeniden sinirlenerek elimi düğmelerime uzattım.

"İyi, yıkamazsan yıkama!"

Sanki ona kalmıştık.

"Ne yapıyorsun be?"

Ben gömleğimi çıkarırken kız gözlerini kocaman açarak başını diğer tarafa çevirdi.

"Ne diye soyunuyorsun, hani sapık değildin?!"

Bir yandan da oturduğu yerden kalkmaya çalışıyordu.

"Gömleğimi yıkayacağım, bağırıp durma!"

Hem işe yaramıyordu hem de bağırıp sinirimi bozuyordu.

"Git başka çeşmede yıka!"

Gözlerimi devirip gömleği suyun altına tuttum.

Gömlek tamamen ıslanırken gözlerimi kısıp düşündüm. Eee, şimdi ne yapacaktım?

Yeniden kıza doğru döndüğümde gözlerinin sırtımda olduğunu gördüm. Tabii küçük cadı yakalanınca hemen başka tarafa dönmüştü ama benden kaçmazdı.

"Şişt, sabun versene az."

Omzunu silkmekle yetindi.

"Tamam, sabun verirsen mükemmel vücudumu izlemeni görmezden geleceğim."

İnatla bana çevirmediği başı anında döndü.

"Seni izlemiyorum ben bir kere!"

"Hı, kesin öyledir."

Elimi uzattım.

"Hadi sabunu ver."

Kenarda duran sabunu alıp kafama fırlattı.

Neyse ki reflekslerim yeterince gelişmişti de canım yüzüme zeval gelmeden sabunu havada yakalayabilmiştim.

"Ya havle!"

Sabunu az önce kızın yaptığı gibi gömleğe sürtmeye başladım.

ROZERİN

Kaşlarını çok ciddi bir şey yapıyormuş gibi çatan adama yandan kısa bir bakış attım. Uzun uzun bakıp bir kez daha rezil olmak istemiyordum.

Ayrıca edepsiz beni suçlayacağına başkalarının yanında soyunulmayacağını öğrenseydi!

Neymiş, sabunu verirsem bakmama izin verecekmiş! Peh! Sabunu onun kafasında kırardım be!

Sapık mıydım ben? Ne diye onu izleyecektim? Sadece anlık olarak gözüm çarpıvermişti o kadar.

Hem buradaki erkeklere de hiç benzemiyordu. Bir değişikti.

Erkeklerin orasına burasına bakan biri değildim ama yine de hiçbirinin böyle pırıl pırıl bir teni olduğunu sanmıyordum.

Benimki bile böyle değildi!

Bir kez daha iş yapmaktan çatlayan ellerime baktım. Bende bu baht varken kadife ten ne arardı?

Oflayarak oturduğum yerden kalkıp yanına gittim.

"Olmaz o öyle, çekil şuradan."

Çatılı kaşları anında düzeldi.

"Allah razı olsun be! İki saattir ne anlatıyorum ben burada acaba?"

Gözlerimi devirip gömleği çitilemeye devam ettim.

"Hep böyle misin sen?"

Gözlerimi hafiften yüzüne kaldırdım.

"Nasıl?"

"Canın istediğinde dilli, canın istediğinde dilsiz!"

Yine cevap vermeden başımı elimdeki gömleğe çevirdim.

Ne söylüyordu da cevap bekliyordu acaba? Sanki ağzından mantıklı bir söz çıkıyordu!

"Bari sadece bana mı yoksa herkese mi böylesin, onu söyle."

Dudaklarımı ıslatıp cevap verdim.

"Sana neden özel muamele uygulayayım?"

Kaşları havaya kalktı.

"Haa, herkese böylesin yani... anladım."

Ne anlamıştı acaba? Salağın tekiydi!

Elimdeki gömleği durulayıp sıktıktan sonra eline tutuşturdum.

"Al hadi, daha fazla da rahatsız etme beni!"

Leğenimi elime alıp arkamı döndüğümde o, konuşmaya devam etti.

"Ben mi seni rahatsız ediyorum, hadi be oradan! Asıl sen beni rahatsız ediyorsun!"

Cevap vermeden ilerledim.

"Hey, dursana kızım! Sana diyorum, paranı vereceğim!"

Kaşlarımı çatıp ona döndüm.

"Ne parası?"

Gözlerimi çıplak gövdesine değdirmemeye çalışıyordum.

"Gömleğimi yıkadın ya hani, bekle onun karşılığını vereceğim."

Omzumu silkerek yeniden arkamı döndüm.

"Paraya gerek yok, bir daha rahatsız etme yeter."

Uygulamada reklamsız oku