Bölüm 2 / 4
2.BÖLÜM
Günler Geçerken
Günler geçtikçe düğün ertelenmiş, Zeliş'in yaralarının geçmesi beklenmişti. Zeliş aile üyeleriyle giderek uyum sağlıyor ama minik düşünceleri tam olarak evliliğin ne olduğunu algılamıyordu. Zeliş ilk defa lokmaları sayılmadan bir sofrada oturup yemek yiyordu. Belki de evlilik o kadar da kötü bir şey değildir. Dövülmüyor, sıcak yatakta yatıyor ve aç yatmıyordu. Zeliş için mutlu olmak için bunlar yeterliydi.
Uzun masa taş balkona konulmuş, güneş çoktan yerini aya bırakmıştı. Tüm aile yerini almıştı masada, tek konu yarınki avluda olacak düğündü.
"Yarın şu düğünü de atlatırsak daha koşturma bitecek," dedi Rezan Ağa önündeki ayrandan içerken.
"Baba ben diyorum yarın hazırlıklar devam ederken şirkete bir uğrayayım," dedi Azad. Azad, Rezan Ağa'nın 19 yaşındaki büyük oğluydu. O da evleneli tam bir yıl olmuştu. Karısı Mizgin 17 yaşındaydı.
"Olur," diyen Rezan Ağa masanın diğer ucunda oturan Baran'a baktı. "Ee, küçük ağa yarın evleniyorsun."
Baran gözlerini kaldırıp babasına baktı ve daha sonra tekrar yemeğine indirdi. Babasına tepkiliydi çocuk, zorla evlendiği için. Okuyacaktı Baran daha...
"Yarın ben de gelinlik giyeceğim," deyip kıkırdadı Berfin. Berfin, Rezan Ağa ve Delal Hanım'ın en küçük yavrusuydu. Henüz 6 yaşındaydı. Gelinlik giyeceğine bir tek Zeliş sevinemiyordu ama yine de karnı doyduğu için şükrediyordu. Annesi ve kardeşleri ne yapıyordu acaba, açlar mıydı?
"Abim damatlık giyiyor diye biz de mi giyelim yani," dedi Mirza en fırlama haliyle ve ikizi Miran'ın omzuna elini koydu. "Ama sana yakışmaz, maymuna benzersin," dedi çocuk ikizi Miran ile dalga geçerek. Sondan ikinci evlatlarıydı Zaviroğlu ailesinin ikizler.
"Ben bir şey diyeceğim aslında," dedi Baran ve sandalyesinde dikleşti. "Ben senin istediğini yapıyorum baba, sen de benim isteğime izin ver."
Rezan kaşlarını çatarken herkes pür dikkat Baran'ı dinliyordu.
"Madem isteğinizi yapıyorum, evleniyorum. Okumak istiyorum. İstanbul'da çok büyük üniversiteler, okullar var. Onlardan birinde okumak istiyorum."
Masadakilerin bakışları Baran'ın dediğinden hemen sonra Rezan Ağa'ya gitti. Herkes gerginlikle adamın konuşmasını bekliyorlardı.
"Karın ne yapacak burada?" dedi Rezan Ağa.
"Baba, karın dediğin 12 yaşında çocuk. Okul bitince geri geleceğim. Bir düşün, gidip bu işin okulunu bitirirsem yine senin işine yarayacak," diyen Baran ile Rezan Ağa elini çenesine götürüp sakalını okşadı. "Aşiretin ağzı durmaz, olacak iş değil."
Rezan Ağa kendi kendine tartıp biçerken Azad derin bir nefes aldı ve babasının çaprazında oturduğu için sessizce konuştu, onun duyabileceği kadar.
"Baba, izin ver bence gitsin. Daha çok küçük ikisi de. Biri 12 diğeri 15 yaşında, evlendikten sonra ateşle barut olmaz. Okulu bitene kadar Zeliş büyür, bu da adam olur gelir, gül gibi geçinip giderler."
Rezan Ağa'nın aklına oğlu Azad'ın dediği yatmıştı. Doğru söylüyordu, ateşle barut yan yana olmazdı. Gözü kafası yerde yemeğini yiyen Zeliş'e ve sonra kendisine umutla bakan Baran'a baktı.
"İyi git... Gittiğin yerde sorumlulukların olduğunu unutma. Senin bir eşin var. Orada okulunu bitirip döndüğünde bu kız burada seni bekliyor olacak."
---
/ 1 gün sonra /
Güneş batmaya bir adım daha yaklaşmıştı ve Zaviroğlu konağının taş duvarları süslenmişti balonlarla. Zeliş'in üzerinde bedenine iki beden büyük bir gelinlik vardı. Gelin ve damat için kurulan masaya oturmuş, elindeki limonatayı yudumluyordu. İnsanlar ortada oynarken Zeliş gelinliğin eteğini diğer eline dolamış oynuyordu.
Baran arkadaşları ile duvarın köşesine sinmiş, ellerindeki torpilleri yakıyorlardı.
Baran ensesine yediği tokat ile irkildi. Arkasını döndüğünde abisini gördü.
"Lan oğlum, ben mi evleniyorum? Git karının yanına!" dedi abisi azarlayarak.
"Ya abi ya, şunları patlatsaydık bari," dedi Baran homurdanarak.
"Yürü dedim, başlatma torpilinden!"
Azad onu ensesinden tutup masaya götürdü ve Zeliş'in yanına oturttu.
"Bacım, bu yerinden kalkarsa bana söyle," diyen Azad ile Zeliş kafasını salladı. Azad babasının ve diğer ağaların yanına geri dönerken Baran Zeliş'e baktı.
"Komik duruyorsun," dedi gülerek Baran. "Tipe bak, çuval giymiş sanki."
"Sen de şahtın şahpaz olmuşsun," dedi Zeliş sinir olduğu için söylenerek.
"Ben dünya yakışıklısıyım, annem öyle diyor," dedi Baran elini saçlarından geçirerek. Cebinden bugün yaptığı tesbihi çıkardı ve salladı. Boncukları az olduğu için tesbih bileklik gibi duruyordu.
"Kargaya yavrusu kuzguncuk gelirmiş." Zeliş duvağın altından dil çıkarırken Baran görmüştü bunu yaptığını.
"Çekemiyorsun yakışıklılığımı değil mi?" dedi Baran dalga geçerek.
"Bayılıyorum sana, geberiyorum," dedi Zeliş de dalga geçerek. "Gerizekalı!" dedi yüz ifadesi buruşurken kızın.
Baran bozulmak yerine gülerken elindeki tesbihi kıza uzattı.
"Al, bakıp bakıp ağlarsın arkamdan. Gideceğim yarın sabah," dedi Baran alayına devam ederken.
"Tesbih çeke çeke Allah'ın o çirkinin sıfatını daha beter et diyeceğim," dedi Zeliş ve çekip aldı tesbihi.
"Çirkinim ama kocanım, naber." Baran ceketini düzeltirken Zeliş gözlerini devirdi.
"Maalesef," dedi kız homurdanarak. "Hiç gelmezsen seni anlarım. Bence orada kalmalısın," dedi kız tesbihi bileğine takarak.
"Yok, geleceğim, on tane çocuk yapacağım senden."
"Allah korusun! Dua kabul saatine denk gelecek falan, yapma böyle şeyler," diyen Zeliş yüzünü buruşturarak.
Zeliş ile Baran aralarında tartışmaya devam ederken Delal Zeliş'in yanına gelip elinden tuttu.
"Gel bakalım çiçeğim," dedi kadın kızı kaldırarak. Zeliş kadını takip ederken kadın en üst katta kızı odasına getirdi ve içeriye sokup yatağa oturttu.
"Şimdi Baran gelecek, âdet yerini bulsun diye ve sana gerdanlık takıp çıkacak. Korkma tamam mı? Biz kapıda Baran'ın çıkmasını bekleyeceğiz." Delal anne edasıyla kızın duvağını düzeltirken kız anlamayarak baktı.
"Gelmese olmaz mı?"
"Âdet kızım, bu gece sana o gerdanlığı takmalı. Takacak, hemen çıkacak. Sen korkma." Delal kızın duvağının üzerinden alnına öpücük kondurdu ve dışarıya çıktı odadan. Zeliş gelinliğin eteğini sıkarken gergindi.
Aniden odanın kapısı açıldı ve içeriye Baran girdi. Elindeki torpilleri cebine koydu ve annesinin zorla eline sıkıştırdığı kutuyu kıza uzattı.
"Al," dedi.
"Senin takman lazım," dedi Zeliş gözlerini devirerek.
"Niye, elin mi yok?" dedi Baran kutuyu açarak. İçindeki gerdanlığı görünce gözleri büyüdü. "Oha, paraya bak! Bana niye takılmıyor bunlar? Satsak bir araba alırız. Kocanın altını isteme hakkı oluyor mu?"
"O benim!" Zeliş çocuğun elinden kutuyu kaparken diğer eliyle de duvağını açıp oturduğu yerden kalktı. "İyi be, yemedik. Makyajın hep akmış, çirkin ördek yavrusu."
Zeliş yine dil çıkarırken çocuk gözlerini devirip kutuyu çekti elinden.
"Ver takayım da gideyim."
Zeliş kutuyu saldığında çocuk içinden gerdanlığı aldı ve Zeliş şüpheyle baksa da uzatmadan arkasını dönüp takmasına izin verdi. Baran kıza gerdanlığı taktığında kız tekrar ona döndü.
"Ne bakıyorsun, çıksana!" dedi Zeliş kapıyı göstererek. Baran daldığı için kafasını salladı.
"He olur. Ama öpmem lazımmış," dedi Baran. Zeliş'in gözleri büyürken Baran ensesini kaşıdı. "Alnından öpmem lazımmış."
"Şart mı?" dedi Zeliş etrafa bakarak.
"Ben koyuyorum sanki kuralları," dedi çocuk ve elini kolunu nereye koyacağını bilemeyerek önce ellerini kızın ellerine götürdü sonra geri çekti.
"Nasıl yapmalıyım?"
"Ne bileyim ben?" dedi Zeliş de gözlerini kaçırarak.
"Şey yapayım o zaman," dedi Baran ve kızın yanaklarını tuttu. Aralarından bir tren geçecek kadar mesafe vardı. "Kal öyle," dedi Baran ve eğilip kızın alnını öptü.
Zeliş yüzünü buruştururken elini alnına götürdü. "İğrenç! Tükürüğün bulaştı!"
"Abartma," dedi Baran ve odanın kapısı çaldı.
"Hadi lan, niye çıkmadın içerden daha!" dedi abisi bağırarak. "Girerim bak! Ne yapıyorsun kıza?"
"Sapık mıyım ben?" dedi çocuk kaşlarını çatarak ve arkasını dönüp dışarıya çıktı homurdanarak.
---
Baran tüm aile üyeleri ile vedalaşırken sıra Zeliş'e gelmişti. Karşı karşıya geldiklerinde Baran güldü.
"Kurtuluyorum senden çirkin," dedi çocuk keyifle.
"Ne tesadüf ben de," dedi Zeliş kollarını önünde bağlayarak. "İnşallah orada yağmur altında şemsiyesiz kalırsın."
"Beddua savar," dedi Baran gülerek. "Geldiğimde umarım çirkinliğin gider, boşarım seni yoksa."
"Keşke," dedi Zeliş gülerek. "Boşa da sevaba gir."
"Salak," dedi Baran ve kızın siyah saçlarını karıştırdı çocuk gibi. "Sadece saçların güzel, başka da yok."
"Çek şu elini!"
"Saçlarına iyi bak, geldiğimde aynı olsunlar," dedi Baran ve bu kez alayla değil, samimiyetle gülümsedi. Zeliş çocuğun samimi gülümsemesine yutkundu ve ardından Baran kızdan uzaklaşıp kapıya doğru gitti.
Büyük tahta kapıyı adamlar açarken Baran dönüp son bir kez daha ailesine baktı. Koskoca bir aile bırakıyordu ardında çocuk, hepsi dolu gözlerle bakıyordu ardından. Evine geri döndüğünde ise çok şeyin değiştiğini, daha doğrusu kendisinin birçok şeyi unuttuğunu fark edecekti.