MyStoryMyStory
Can Yarası

Can Yarası

Romantik Dram

5.0 (4) 408 okunma4 bölüm · ~48 dk🌹 Romantik

Ben 12 yıl senin gelmeni senin sesini duymadan bekleyecek kadar sevdim...

Adamlar kızın kapısını açtı ve kız çıplak ayaklarıyla yere bastı. Dünden beri ayakları çırılçıplaktı ve artık ayaklarının altını hissetmiyordu. Kız karşılaştığı kalabalık ile açık kapının arkasına saklandı. Utançla ayak parmaklarını içe doğru büzdü. Herkes yırtık kıyafetleri, çıplak ayaklarının yanı sıra kanlar içindeki kıza acımayla bakıyordu. "Zeliş, bu evin kızıdır artık." Rezan ağa direkt bahçenin ortasındaki oğluna baktı. Baran, kendi isteği dışında kendisi için gelin getirilen kıza baktı. Kıza üzülmüştü ama istemiyordu. "Zeliş, yeni ailen ile tanış kızım," dedi Rezan babacan bir tavırla ve kızın saçını okşadı. Zeliş irkilirken şaşkınlıkla gözleri açıldı. Annesi dışında ilk defa biri saçını okşuyordu. "Baran, oğlum." Adam eliyle ortada duran çocuğu gösterdi. Zeliş acı kahve gözlerle karşı karşıya kaldı. "Bu eve onun gelini olmak için geldin." Zeliş yutkunurken dönüp Rezan ağaya baktı. "Sadece senin kızın olsam olmaz mı?" Kız ürkekçe sorarken Rezan derin bir nefes aldı. Kız kendisine güvenmişti. "İstersen onu evden atalım, sen kal," dedi kıza gülümseyerek. Zeliş kıkırdarken tüm ailenin yüzünde gülümseme peyda oldu. Ama o gün o bahçede kimse henüz bunların daha iyi günleri olduğunu bilmiyordu. Her şeyin zamanı olduğu gibi kaderin de bir zamanı vardı ve gelip onları bulması koca bir 12 yıl alacaktı.

RomantikTöreDram

İlk 4 bölüm web'de ücretsiz · toplam 4 bölüm

1. Bölüm

1.BÖLÜM

/ Yıl 2014 /

Güneydoğu'da aşklar yarım kalırdı... Güneydoğu ne aşklar, ne sevdalar gömmüştü topraklarına. Ne gençler alınmıştı töre uğruna, kaç ananın yüreğine kor alev düşmüştü dört harfli bir kelime uğruna...

Bu defa bu topraklar, 12 yaşında daha bebeği elinde Zeliş'i alacaktı.

Sırma saçlı, Mardin'in daha çocukluktan belli olan en güzel kızı Zeliş. Uzun siyah saçları, biçimli kaşlarına uzanan uzun kirpikleri ve bembeyaz teni ile adını Mardin'e nam saldıran Zeliş.

Ailesi beş parasız, babasının lakabı 'Topal Necdet'... Zeliş. Öyle ki kızın çocuk yaştaki güzelliği aşiretlere kadar gitmiş, vakti geldiğini düşünerek her gelen kapıyı çalıyordu. Topal Necdet'in gözü doyumsuz, gönlü kir pas içindeydi. Gelen hiçbir aile adamın gözünü doyurmuyor, kızını en zengine vermek için elinin tersiyle itiyordu.

Zeliş taş duvarlı evlerinin önünde elinde bebeği ile otururken siyah arabalar arka arkaya dar sokaklara girdiler. Arkadaşı Selvi bu sırada yere çizdikleri seksek üzerinde zıplarken, Zeliş'in gözü bir an diplerinde duran arabalara kaydı. Arabadan iyi giyimli insanlar indi ve Zeliş'ten yana baktılar.

Zeliş utançla bebeğine sarılırken, elinde olmadan yırtık terliklerini saklama umuduyla ayaklarını birbirinin üstüne koymaya çalıştı. O sırada evlerinin tahta kapısı açıldı ve babası insanları buyur etti. Zeliş anlamsızca baktı içeri giren insanlara. Bu zenginler neden gelmişti ki evlerine? Zeliş oturduğu kaldırımdan kalkarken elindeki yırtık bebeği aşağı salındı. Arkalarından çatık kaşlarla baktı kız çocuğu.

"Ne diye gelmiş bunlar?"

"Galiba babam bu defa verecek seni," dedi Selvi çocuk aklıyla gülerken. Evliliğin ne olduğunu bile bilmiyorlardı henüz.

Zeliş yutkunurken çatık kaşlarla arkadaşına baktı ve daha sonra bebeğini göğsüne bastırıp evine doğru yürümeye başladı. Tahta kapıyı açıp içeriye girdiğinde, zaten iki göz oda olduğu için evleri, insanların bakışları ona döndü.

"Zeliha," dedi babası keyifle ve sakalında elini gezdirdi. "Gel, kayınbabanın elini öp."

Zeliş kaşlarını çatarken kendisine gülümseyerek bakan insanlara sinirle baktı. "Niye geldiniz siz? Ben evlenmiyorum!" dedi kız agresifçe. "Zeliha!" dedi babası bağırarak. Kız korkuyla irkilirken annesine umutla baktı ama o da yere bakıyordu. Kucağında otizmli kardeşi Hasan vardı.

"Evlenmeyeceğim! Hazar abim vermez beni," dedi kız eminlikle. Çenesini hafifçe yukarıya kaldırmıştı. "Çocuk işte ağam," dedi babası oturduğu yerden kalkarak. "Kız sen dayak mı istiyorsun!" diyen babası yanına geldiğinde Zeliş'i örgü saçından tuttu ve kızın dudaklarından bir çığlık kaçtı. O anda Necdet'in kolunu Rezan ağa tutmuştu.

"Bu kız artık bizim gelinimiz, elini kırdırtma Necdet!" Rezan ağa'nın sesiyle kız korkuyla kasıldı ve babası ise saçlarını bıraktı.

"Ağam, size zorluk çıkaracak diye müdahale ettiydim."

"Etme Necdet, Zeliş bizim sorunumuz artık, gerisi seni bağlamaz." Rezan ağa adamın kolunu bıraktı ve işaret parmağını yukarıya kaldırdı. Bileğinde bordo bir tespih vardı. "Düğüne kadar bu kızın burnu kanasın, bak ben senden nasıl kan alacağım," dedi adam tehdit ederek.

Topal Necdet kafasını sallarken Zeliş dudaklarını ısırıyordu ağlamamak için. Yediremiyordu ağlamayı kendine bu kadar insanın içinde.

"Ağam, başlık parası?"

"Düğün günü alırsın," dedi Rezan ve karısına döndü. "Hadi Delal."

Kadın yerinden kalktı ve kocasıyla kapıdan çıkıp gitti. Geriye ise bebeği elinde, dolu gözlerle arkalarından bakan bir Zeliş kalmıştı. * Günler geçiyor, tüm Mardin Zaviroğlu ailesine gelin giden Zeliş'i konuşuyordu. Düğün günü gelip çatmıştı, sadece birkaç gün kalmış ve Zeliş'e hâlâ gelinlik dikiliyordu, çünkü minik bedenine hiçbir gelinlik olmuyordu. Zeliş eski divanlarında oturmuş, camdan dışarıya bakarken elini çenesine koymuştu. Babası dışarıda oynamasını yasak etmişti, gelinlik kızmış Zeliş kızıyordu babası.

Zeliş eve doğru topallayarak gelen babasını gördüğünde yerinde dikleşti. Babasının önüne üç tane adam çıkmıştı ve karşılıklı konuşmaya başladılar. Adamlar birden babasını dövmeye başlayınca Zeliş'in ağzından şaşkınlık nidası yükseldi. "Hi! Ana, babamı dövüyorlar!" Zeliş kapıya koştururken arkasından annesi ve sekiz yaşındaki kardeşi Evin geldi. Zeliş'in annesi Berivan kızlarını önünde topladı, yaklaşmamaları için ve korkuyla kocasına baktı. Tüm mahalle toplanmış, yardım etmek yerine izliyorlardı. Adamlar sonunda Necdet'i bırakıp dönüp gittiklerinde Berivan kocasını yerden kaldırmak için koştu.

Zeliş fısıldaşan insanlara baktığında babasının yanına gitti ve kanlar içinde kalan yüzüne baktı. "Sen nasıl babasın! Baba dayak yer mi? Sen kızlarından utanıyorsun ama asıl utanılacak kişi sensin!" Zeliş bağırarak babasına çığlık atarken, Necdet kızı saçından tutup ayağa kalktı ve eve sürükledi. Kızın çığlıkları mahallede yankılanırken çoktan eve girmiş, kızını da ortaya fırlatmıştı Necdet salonda.

"Seni bu gece öldüreceğim!" dedi Necdet belindeki kemerini sökerken. Berivan kızının önüne geçmek için atıldığında, Necdet kadını saçlarından tutup diğer tarafa savurdu. "Biriniz karışırsanız, hepinizi falakaya yatırırım." Necdet karısına doğru parmak salladığında, her şeyden habersiz halının üstünde oturan Hasan anlamsızca baktı onlara. Berivan Hasan'a vurmasın diye koşup kucağına alırken Evin de yanlarına çökmüştü korkuyla.

"Nasıl babasın öyle mi?" diyen Necdet kemerle kıza vurduğunda Zeliş'in dudaklarından acı bir çığlık yükseldi. Kız yere düştüğünde tekrar yerden kalktı. "Anca bize gücün yetiyor! Ölürüm evlenmem! Nasıl babasın sen, baba mısın sen?" Zeliş her cümlesinde bir kayış darbesi yerken kemiklerinden ses geliyordu. Ama kafasını aşağı indirmeden babasının gözlerine bakıyordu.

"Gavurun kızı!" diyen babası annesine baktı öfkeyle. "Senin gibi kansızdan anca böyle ar, edep ne bilmeyen kancık çıkardı zaten! Birini de sakat doğurdun," diyen adam Hasan'a tiksintiyle baktı.

"Kardeşim sakat değil benim!" dedi Zeliş, ağzından gelen kanlar boğazından süzülürken.

"Yürü!" dedi babası. Kızı saçından tutup dışarıya çıkardı ve kapının önündeki tavuk kümesine soktu. İşaret parmağını salladı. "Düğüne kadar kal burada, aklın başına gelsin. Yemek su yok! Ya gebereceksin ya da düğünde çıkıp gideceksin buradan o güne kadar," diyen Necdet kapıyı kızın üstüne kitlediğinde, Zeliş yalnız kalmanın yüküyle ağlamaya başladı canının acısıyla. Canı acıyordu ve burası karanlıktı, korkuyordu kız.

Kız gidip tellerin önündeki kütüğe oturduğunda eliyle belini tuttu. Annesi hep türkü söylerdi canı yandığında. Babası onu her dövdüğünde annesi hep türkü mırıldanırdı. Babası sürmeye ilaç vermezdi, annesi türkü ilaçtır derdi.

Zeliş güçsüzce türkü mırıldanırken gözleri ağırlaşmış çoktan bilinci gitmişti kızın.

Güneş sabaha kavuşur kavuşmaz Rezan Ağa'ya haber uçmuştu Zeliş'ten. Rezan o mahalleye tekrar girdiğinde Necdet korkuyla kalktı kahvaltı sofrasından. Onlar kapıya varmadan arabalarının sesleri geliyordu. Rezan arabasından indiğinde adamları bir çanta dolusu parayı Necdet'in önüne bıraktı.

"Sana o kıza dokunmayacaksın dedim, sözümün üstüne söz söyledin. Bu sana yapacağım kulağına küpe gelsin. Bu parayı da gelinimin yüzü suyu hürmetine veriyorum sana. Senin gayrı Zeliha diye bir kızın yoktur." Rezan ağa son sözlerini söylerken adamları kümese doğru ilerlemiş, kapıları baltayla kırıp açmışlardı.

Zeliş ürkekçe çıkarken ahırdan, kanlar içindeki vücudu titriyordu. Rezan bile bu kadarını beklemiyordu. Kız perişandı...

"Bin kızım," dedi Rezan arabayı göstererek. Zeliş yutkundu ve ne yapacağını bilemeyerek kalakaldı.

Evlenmeyeceğim diye haykıran o kız, kaderini kendi seçmişti. Bu kendisine "kızım" diyen adamın arkasından gitmeyi seçmişti. Usulca arabaya binerken Rezan da ön koltuğa oturdu ve araba mahalleden dönmemek üzere çıktı.

Geride kalan adamlar Necdet'i, Zeliş'e yaptığının aynısı ile sınarken bu defa sokak Necdet'in bağırtısıyla inliyordu.

Siyah arabalar arka arkaya büyük bahçenin kapısından girerken Zeliş şaşkınlıkla bakıyordu gördüğü her şeye. Bir mahalle büyüklüğündeydi ev, ilk defa böylesini görüyordu kız. Gelecek yeni gelini tüm ev halkı, çalışanlar da dâhil, bahçede bekliyorlardı.

Araba durduğunda adamlar kızın kapısını açtı ve kız çıplak ayaklarıyla yere bastı. Dünden beri ayakları çırılçıplaktı ve artık ayaklarının altını hissetmiyordu. Kız karşılaştığı kalabalıkla açık kapının arkasına saklandı. Utançla ayak parmaklarını içe doğru büzdü. Herkes yırtık kıyafetleri, çıplak ayaklarının yanı sıra kanlar içindeki kıza acımayla bakıyordu.

"Zeliş, bu evin kızıdır artık." Rezan ağa direkt bahçenin ortasındaki oğluna baktı. Baran, kendi isteği dışında kendisi için gelin getirilen kıza baktı. "Zeliş, yeni ailen ile tanış kızım," dedi Rezan babacan bir tavırla ve kızın saçını okşadı. Zeliş irkilirken şaşkınlıkla gözleri açıldı. Annesi dışında ilk defa biri saçını okşuyordu.

"Baran, oğlum." Adam eliyle ortada duran çocuğu gösterdi. Zeliş acı kahve gözlerle karşı karşıya kaldı. "Bu eve onun gelini olmak için geldin."

Zeliş yutkunurken dönüp Rezan ağaya baktı. "Sadece senin kızın olsam olmaz mı?"

Kız ürkekçe sorarken Rezan derin bir nefes aldı. Kız kendisine güvenmişti. "İstersen onu evden atalım, sen kal," dedi kıza gülümseyerek. Zeliş kıkırdarken tüm ailenin yüzünde gülümseme peyda oldu.

Ama o gün o bahçede kimse henüz bunların daha iyi günleri olduğunu bilmiyordu. Her şeyin zamanı olduğu gibi kaderin de bir zamanı vardı ve gelip onları bulması koca bir 12 yıl alacaktı.

Bölümler

Okur Yorumları

Seval

30 Haziran 2026

Allah seni emi yeni bölümü bekliyorum 😢😢

Okur

27 Haziran 2026

Devamı

Zeynep KAVGACI

25 Haziran 2026

Sürün

Zeynep KAVGACI

25 Haziran 2026

Şirin inşaallah Baran, başka kadından neyse

Zeynep KAVGACI

25 Haziran 2026

Böyle bir adamla sonu güzel bitmese bari bu Baran denen pisliği sevmedim. Canım Zeliş

Seval Ekici

24 Haziran 2026

Bakalım ne olcak bunların sonu