Bölüm 1 / 50
Yabancı Gözler
Hastanenin yoğun dezenfektan kokusu midemi bulandırıyordu.
Üç gün. Kocamın o uçurumdan yuvarlanan lüks aracından sağ çıkmasını beklediğim o cehennem gibi üç gün nihayet bitmişti. Doktorlar onun sadece bir beyin sarsıntısı ve birkaç kaburga kırığıyla kurtulmasını bir mucize olarak adlandırıyordu.
Özel odanın kapısını yavaşça araladım. Camdan süzülen solgun akşamüstü güneşi, yatakta uzanan adamın keskin yüz hatlarını aydınlatıyordu. Arthur Sterling. Kusursuz, buz gibi soğuk ve her zaman benden fersah fersah uzak olan kocam.
Adım sesimi duyduğunda başını yavaşça bana doğru çevirdi. O an, damarlarımdaki kanın buz kestiğini hissettim.
Gözleri... farklıydı.
Arthur’un bana her baktığında hissettirdiği o aşağılayıcı, kibirli ifade yoktu. Yatakta yatan bu adamın bakışları karanlık, aç ve ruhumu soyup soğana çeviren yırtıcı bir yoğunlukla parlıyordu.
"Valerie." Sesinin tınısı, alışık olduğum o diksiyon dersi almış monoton tondan çok daha derin, pürüzlü ve boğuktu. İsmimi dudaklarının arasından bir yemin gibi fısıldamıştı.
"Buradayım," dedim yutkunarak. Yatağın kenarına yaklaştığımda, aramıza her zaman koyduğu o görünmez duvarın arkasında durmayı bekledim. Ama o, sağlam olan sol kolunu uzatıp bileğimi öyle sert bir şekilde kavradı ki, dudaklarımdan küçük bir şaşkınlık nidası kaçtı.
Beni kendine doğru çekti. Yüzü karnıma yaslandığında, sıcak nefesi ince ipek bluzumun kumaşını delip tenimi yakıyordu. Başparmağı nabzımın delice attığı bileğimde ağır ağır dolaştı. Bu dokunuş bir koca şefkati değildi; bir erkeğin, kadınına duyduğu o ilkel mülkiyet hissiydi. Evliliğimizin üç yılı boyunca bana bir kez bile böyle dokunmamıştı.
"Kokun..." diye mırıldandı, yüzünü karnımdan göğsüme doğru kaydırırken. Gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı. "Bunu hayal etmekten deliriyordum."
Kaşlarım çatıldı. "Neyi hayal etmekten?"
Gözlerini açıp doğrudan gözbebeklerimin içine baktığında, o yabancı, karanlık ateşi tekrar gördüm. Arthur bana hiçbir zaman böyle aç bir şekilde bakmazdı.
"Seninle eve dönmeyi, karıcığım."
Kelimelerdeki o keskin sahiplenme hissi mideme sıcak bir kramp soktu. Bileğimi tutan elinden kurtulmaya çalıştım ama parmakları bir mengene gibiydi. Tam o an, hastane önlüğünün sıyrılan kolundan tenini gördüm.
Arthur’un sol bileğinin hemen altında, yıllar önce lisede eskrim yaparken aldığı ince bir yara izi olması gerekiyordu.
Gözlerimi kıstım. Orada hiçbir iz yoktu. Ten pürüzsüzdü.
Gözlerim yara izinin olması gereken boşluktan, yataktaki adamın karanlık gözlerine tırmandığında nefesim boğazımda düğümlendi. Kimdi bu adam?
