Bölüm 2 / 70
Kan Kokusu
Salon bir anda kaosa gömüldü.
Öğrenciler geri çekilirken tavandan sarkan kristal parçaları mermer zemine çarpıp dağılıyordu.
Bazılarının gözleri çoktan kızarmıştı. Açlık kokusu havaya yayılmıştı.
Alara refleksle cebindeki bıçağı kavradı.
Hayır.Şimdi değil.
Bir vampir burnunu havaya kaldırdı.
“Gerçekten burada…” diye fısıldadı titrek bir heyecanla. “İnsan kanı var.”
O an bütün bakışlar salonu taramaya başladı.
Kuzey hâlâ Alara’nın önündeydi.
Hiç kıpırdamıyordu.
Bu daha kötüydü.
Çünkü gözleri artık normal görünmüyordu. Gözbebekleri karanlıkta büyümüş, damarları
boynuna kadar belirginleşmişti. İçindeki yaratık yüzeye çıkıyordu.
Alara nefesini kontrol etmeye çalıştı. Kalbi çok hızlı atıyordu.
Kuzey bunu duyuyordu.
Elini aniden beline koydu.
Sert. Sahiplenici.
Alara irkildi.
“Ne yapıyorsun?”
“Hayatını kurtarıyorum.”
Ses tonu o kadar sakindi ki ürperticiydi.
Ardından onu kalabalığın içinden çekmeye başladı. Kimse veliahtın yoluna çıkmaya cesaret
edemiyordu.
Dar taş koridorlara girdiler. Çığlıklar arkada kaldı.
Kuzey sonunda ağır bir kapıyı açıp onu içeri itti.
Karanlık bir odaydı.
Şömine yanıyordu. Kırmızı ışık taş duvarların üzerinde titriyordu.
Kapı kilitlendi.
Alara anında geri çekildi.
“Beni neden buraya getirdin?”
Kuzey cevap vermedi.
Yavaş adımlarla yaklaştı.
Bakışları yine boynuna indi.
“Çünkü biraz daha orada kalsaydın…” dedi alçak sesle, “seni parçalayacaklardı.”
Alara çenesini kaldırdı.
“Belki sen de isterdin.”
Bu kez dudaklarında kısa, tehlikeli bir gülümseme belirdi.
“İsteseydim şu an konuşuyor olmazdık.”
Aralarındaki sessizlik ağırlaştı.
Şömineden gelen çıtırtılar dışında hiçbir ses yoktu.
Kuzey aniden elini kaldırdı.
Alara refleksle geri çekilecekti ama parmakları saçlarının arasına girdi.
Yavaşça.
Tehdit gibi değil… açlık gibi.
“Gerçekten busun,” diye mırıldandı. “İnsan.”
Alara nefesini tuttu.
“Yanılıyorsun.”
“Kalbin yalan söylemiyor.”
Parmakları boynuna kaydı.
Tenine değdiği an Alara’nın içinden sıcak bir ürperti geçti. Bu his korkuya benzemiyordu. Çok
daha tehlikeliydi.
Kuzey bunu fark etti.
Gözleri karardı.
“Benden korkman gerekiyor.”
“Belki korkmuyorumdur.”
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra Kuzey onu aniden duvara yasladı.
Alara’nın nefesi kesildi.
Vücudu sert taşlara çarpmıştı ama asıl sarsıcı olan şey Kuzey’in bedeniyle arasındaki o yakıcı
yakınlıktı.
Yüzü boynuna gömüldü.
Derin bir nefes aldı.
Gözlerini kapattı.
Sanki kendini durdurmaya çalışıyordu.
“Bunu yapma…” dedi boğuk bir sesle.
“Ne yapıyorum?”
Kuzey başını kaldırdı.
Dudakları dudaklarına birkaç santim kalmıştı.
“Beni sana bağımlı ediyorsun.”
Tam o anda kapının dışından sert bir vurma sesi geldi.
Miran’ın sesi duyuldu:
“Kuzey… konseye haber gitmiş.”
Sessizlik.
Sonra gelen cümle Alara’nın kanını dondurdu:
“İnsan kızın infazını istiyorlar.”