Bölüm 2 / 4
DOĞUM GÜNÜ
Ve o gün geldi. On sekizinci yaş günüm...
Bütün okul arkadaşlarımın hayalleri vardı. Reşit olunca özgür olacaklarını düşünüyorlardı. Devlet onları artık çocuk değil, birey olarak görecekti. Kimi tek başına tatile çıkmanın, kimi üniversite için başka şehre gitmenin, kimi de gece istediği saatte eve dönmenin hayalini kuruyordu. Onları gören, hepimizin baskıcı ailelerde büyüdüğünü sanırdı. Oysa biz, şehrin en pahalı özel okullarından birine giden ayrıcalıklı çocuklardık. En azından dışarıdan görünen buydu.
Benim hayatım da uzaktan kusursuz görünüyordu. Büyük bir ev, şoförlü arabalar, marka kıyafetler, eksik olmayan kredi kartları... Ama bir evin dış cephesi, içinde yaşananları anlatmaya yetmezdi. Babam öldükten sonra her şey değişti. Annem dağıldı. Keşke bunu, babamı çok sevdiği için söyleyebilseydim. Ama gerçek bambaşkaydı.
Babamın ölümünden sadece iki ay sonra, bütün miras işlemleri tamamlanır tamamlanmaz kendine bir sevgili yaptı. Zaten annemle babamın evliliği hiçbir zaman büyük bir aşk hikâyesi olmamıştı. Daha çok ortaklık gibiydi. Şirketin yarısı yıllardır annemindi. Babam öldükten sonra kalan hisseler de ona geçti. Abime kendi payı bırakılmıştı. Bana kalan miras ise reşit olmadığım için annemin yönetimine geçmişti. Miras işlemleri biter bitmez annem sanki derin bir nefes aldı. Yıllardır taşıdığı görünmez bir yük omuzlarından kalkmış gibiydi. Artık zengin ve kimseye hesap vermek zorunda olmayan bir kadındı. Sık sık, yıllar önce dedemin ona taktığı görünmez kelepçelerden sonunda kurtulduğunu söylerdi.
İlk sevgilisi kendisinden beş yaş küçüktü. Aynı yıl abim üniversiteye başlamıştı. Evde onu rahatsız edecek kimse kalmayınca annem, sevgilisinin bazı geceler bizde kalması için her türlü bahaneyi buluyordu. Sadece bahane bulmuyor bizde kalsın diye masraf yapıyordu. Ona pahalı saatler, marka kıyafetler, bitmek bilmeyen hediyeler alıyordu. Doğum gününde ise sıfır kilometre lüks bir araba hediye etti.
Adam, en azından sandığım kadar açgözlü çıkmadı. Bir süre sonra eski karısıyla barışıp annemi terk etti. En azından, "Bu kadında daha çok para var, biraz daha kalayım." diye düşünenlerden değildi. Aldıkları ona yetmişti. Giden o oldu. Ama annem, boşalan yeri doldurmakta hiç gecikmedi.
Sonra annem, bir süre peş peşe ilişkiler yaşadı. Gelen herkes aynıydı. Önce pahalı hediyeler... Sonra lüks tatiller... Marka saatler, nakit paralar... Annem, sevgiyi satın alabileceğine inanıyordu. Bu ilişkiler genellikle günlük ya da haftalık oluyordu.
Şirketi ayakta tutan kişi hiçbir zaman o olmamıştı. İşten anlayan hep babamdı. Babam öldükten sonra şirket yavaş yavaş küçülmeye başladı. Yanlış yatırımlar, kötü kararlar ve bitmek bilmeyen harcamalar... Ama annem bunların hiçbirini görmek istemiyordu. Lüks hayatından vazgeçmeye niyeti yoktu. Ona göre hak ettiği hayatı yaşıyordu.
Şirket artık eskisi kadar kazanmıyordu. Gerçek anlamda para kazanan kimse kalmamıştı. Yine de annemin hayatı hiç değişmedi. Onun lüksü... Sevgilileri... Bitmek bilmeyen harcamaları... Hepsi bizi fark ettirmeden uçurumun kenarına sürüklüyordu.
Sonra son sevgilisi geldi. Annemden tam on beş yaş küçüktü. Annem, abimi yirmi beş yaşında dünyaya getirmişti. Beni ise otuz bir yaşında... Üstelik hiç istemeden. Ben on beş yaşındayken o adam hayatımıza girdi. Annem kırk altı, o ise otuz bir yaşındaydı.
O yaşta bir kızın görmemesi gereken şeyler gördüm. Duymaması gereken konuşmalar duydum. Annem, onu yanında tutabilmek için önce pahalı hediyeler aldı. Sonra her ay düzenli para vermeye başladı. Kendince maaşa bağladı. Böylece alacağını alıp terk edemeyeceğini düşündü. Geçinebileceği kadar para veriyordu... Ama lükse alışmış biri için hiçbir para yeterli olmuyordu.
Bir süre sonra pazarlıklar başladı. Bir genç kızın annesinden duymaması gereken cümleleri duydum o evde. O günden sonra evimin hiçbir odasında kendimi güvende hissedemedim. Elbette para bir gün tükendi. Annem, bana ait olan ve reşit olunca devralacağım mülkleri bile satmaya başladı. Her satıştan sonra elde ettiği para, biraz daha o adama aktı. O da kazandığını savuruyordu. Annemin aldığı hediyeleri başka genç kadınlara verdiğini defalarca yakaladığını biliyordum.
Her seferinde, "Bu kez bitti." diye düşündüm. Bitmedi. Annem onu hep affetti. Bu berbat bir şey. Adam annemi cinsel ilişki için yalvartıyor ve sonra ücrette anlaşarak kabul ediyordu. Annemin esirgediği parayı aklınca böyle alıyordu. Her şeye rağmen annemle konuşmaya çalıştım. Ama annem netti. Gençliğinde babamla evlenmek zorunda bırakılarak ondan çalınan hayatı yaşadığını söylüyordu. Babam onu çok sevmişti ama görünen o ki o babama sadece kin tutmuştu.
Sonra başka bir şey değişmeye başladı. Adamın bakışları... Artık üzerimde gereğinden fazla duruyordu. İçimde açıklayamadığım bir huzursuzluk büyüyordu. Beni durmadan izliyormuş gibi hissediyordum. O güne kadar onu durduran tek şey yaşım olmuştu. Ben hala çocuktum. Ama artık on sekiz yaşıma giriyordum. Reşit olmak... Herkes için özgürlük demekti. Benim içinse korku. Çünkü anneme güvenmiyordum. Parasının büyük kısmını tüketmişti. Ve içimde susturamadığım tek bir düşünce vardı. Ya bir gün o adam seks karşılığında beni isterse? En korktuğum şey ise bunun imkansız gelmemesiydi. Annem çok değer verdiği parayı bile seks için ona verirken beni vermekte tereddüt eder diyemiyordum.
Normalde böyle zamanlarda insan abisine sığınırdı. Ben de sığınabilirdim. Eğer abim hala eskisi gibi biri olsaydı. Ama o da çoktan değişmişti. Ne yaptığını tam olarak bilmediğim, evden günlerce kaybolan, gözünü para ve güçten başka hiçbir şeyin doyurmadığı bir adama dönüşmüştü. Bu evde artık güvenebileceğim kimse kalmamıştı.
...
Bütün bu karmaşanın içinde, annemin benim için özenle hazırladığı on sekizinci yaş günü partisi başladı. Her şey kusursuz görünüyordu. Bahçe ışıklarla süslenmiş, masalar en pahalı organizasyon şirketlerinden birine hazırlatılmış, davetliler şık kıyafetleriyle gülümseyerek birbirleriyle sohbet ediyordu. Dışarıdan bakan biri, zengin bir ailenin mutlu kutlamasını görürdü. Ben ise o kalabalığın ortasında nefes almaya çalışan tek kişiydim.
Elbisemi bile annem seçmişti. Üzerimdeki kumaşın değeri, belki de çoğu insanın birkaç yıllık maaşından fazlaydı. Kusursuz dikilmişti, üzerime tam oturuyordu. Ama aynaya her baktığımda kendimi güzel değil... Süslenmiş bir hediye paketi gibi hissediyordum. İçimde büyüyen korkuyu susturamıyordum. Umarım beni bu gece sevgilisine hediye etmeyi düşünmüyordur... Bu düşünce aklıma geldiği anda kendimden utandım. İnsan annesine güvenemediği için bile utanıyor. Ama zihnimden de atamadım. Çünkü son birkaç yılda gördüklerim, artık hiçbir ihtimali imkansız görmeme izin vermiyordu.
Yüzüme zoraki bir gülümseme yerleştirip gelen misafirleri karşılamaya devam ettim. Doğum günü benimdi. Ama o gecenin bana ait olmadığını, daha ilk dakikadan hissedebiliyordum.
Ve doğum günüme o da geldi. Demir Erdem Karahanlı. Benim için gelmemiş olsa da... Buradaydı. Kalabalığın arasında onu gördüğüm an, etrafımdaki bütün sesler boğuklaştı. Kahkahalar, müzik, kadeh sesleri... Hepsi bir anda uzaklaştı. Gözlerim istemsizce ona takıldı.