MyStoryBölüm 3 / 4

Bölüm 3 / 4

İPEK PİJAMA

Benim için gelmemiş olsa da... Bana bir hediye almıştı. O kutuyu elinde görünce, ayaklarımın yerle temasını kaybettiğini hissettim. Kalbim, yıllardır sustuğunu sandığım bir melodiyi yeniden çalmaya başlamıştı. Demir kutuyu bana uzattı.

"Seni uzun zamandır görmüyorum ama işine yarayacak bir şey olsun istedim. Doğum günün kutlu olsun."

Eli, kutuyu verirken elime hafifçe değdi. Kısacık bir temas... Ama ben, unuttum sandığım ne varsa o an yeniden hatırladım. Dört yıl... Dört yıl boyunca üzerini örttüğüm bütün duygular tek dokunuşla gün yüzüne çıkmıştı. İçimde günlerdir dolaşan korku bile birkaç saniyeliğine sustu..Demek ki ilk aşk gerçekten insanın içinde bir yere yerleşiyormuş. Özellikle çocukluk aşkı... İnsan büyüse de, kalbin bir köşesinde aynı yaşta kalıyormuş.

Kutuyu sıkıca tuttum. Bizim çevremizde doğum günlerinde gösterişli takılar takılmazdı. Zaten herkes zengindi. Birbirine pırlanta ya da saat almak, incelikten çok gösteriş sayılırdı. Böyle hediyeler düğünlerde verilirdi. Doğum günlerinde ise daha kişisel, daha zarif hediyeler seçilirdi. Parti devam ediyordu. Oysa benim aklım artık elimdeki kutudaydı. Normalde hediyeler misafirler gittikten sonra açılırdı. Kim ne almış diye konuşulmasın, insanlar birbirini hediyeler üzerinden kıyaslamasın diye yıllardır süren yazısız bir kuraldı bu. Ama onun hediyesini bekleyemezdim. Kimseye fark ettirmeden odama çıktım. Yatağımın üzerinde onlarca hediye duruyordu. Hiçbirine bakmadım. Sadece onun getirdiği kutuyu elime aldım.

Önce kurdeleyi çözdüm. Sonra kapağını kaldırdım. Kutunun kendisi bile özenle seçilmişti. İçim istemsizce gülümsedi. Sonra... İçindekini gördüm. İpek bir pijama takımı. Kumaşı o kadar yumuşaktı ki parmaklarımın arasından kayıp gidiyordu. Kaliteliydi. Pahalıydı. Ama üzerinde küçük dondurma desenleri vardı. O an içimde bir şey sessizce kırıldı. Demir bunu kötü niyetle almamıştı. Tam tersine... Beni mutlu edeceğini düşünerek seçmişti. Sorun da buydu zaten. Çünkü beni olduğum kişi olarak görmüyordu. On sekiz yaşına giren genç bir kadın değildim onun gözünde. Hala o çocuktum.  Yaz sıcağında elinde külahla dolaşan... Dondurma yerken ağzını yüzünü batıran... Evde bütün gün pijamayla gezen... Saçını gelişigüzel toplayıp peşinden koşan o cimcime.

Kutudaki pijamaya bakarken ilk kez şunu anladım. Ben onu yıllar içinde bir adama dönüştürmüştüm. O ise beni hiç büyütmemişti. Onun hatıralarında ben hala çocuktum. Ve bu, nedense reddedilmekten bile daha çok canımı acıttı.

İnsan kendinden yaşça büyük birine aşık olduğunda, hele bir de hayal kuracak yaştaysa, hep aynı şeyi düşlüyor. Bir gün büyüyeceğim. Yıllar geçecek. Çocukluğumun yerine genç bir kadın gelecek. Bir gün en şık elbisemi giyip karşısına çıkacağım.  O da beni görünce donup kalacak.

"Bu küçük kız ne zaman büyüdü?" der gibi bakacak. Filmlerde hep öyle olurdu. Ben de inanmıştım. Belki çok romantik biri değildim ama o sahne, istemeden hayallerimin arasına yerleşmişti. Oysa o gece... Üzerimde beni olduğumdan bile daha olgun gösteren, özenle seçilmiş şık bir elbise vardı.  Normalde böyle giyinen biri değildim. Ama ilk kez kendime aynada bakıp gerçekten büyüdüğümü düşünmüştüm. Demir 'in de bunu göreceğini sanmıştım. Görmedi. Ne donup kaldı... Ne şaşırdı... Ne de bana ilk kez bakıyormuş gibi baktı. Beni gördü. Ve çocukluğundaki "cimcime"yi görmeye devam etti. Bunu bana söylediği tek kelime değil... Seçtiği hediye anlatıyordu. İpek bir pijama. Üzerinde dondurma desenleri olan bir pijama. O an anladım ki bazen insanlar sizi geçmişte bıraktıkları yaşta sevmeye devam ediyor. Siz büyüyorsunuz. Hayat sizi değiştiriyor. Ama onların zihnindeki hâliniz hiç değişmiyor. Ben yıllardır onu çocukluk aşkım olarak değil, bir erkek olarak görüyordum. O ise beni hala küçük kızı olarak görüyordu. Ve bazen... İnsan hayallerinin gerçekleşmemesine değil, hiç mümkün olmadığını öğrenmesine üzülüyor.

....

Sonra aylar geçti. Lise bitti. Üniversite sınavı geldi. Bu süreçte annemle neredeyse her gün tartışıyorduk. O, mutlaka İstanbul 'da özel bir üniversiteye gitmemi istiyordu. Başka bir şehirde okumama kesinlikle izin vermeyeceğini söylüyordu.

"Reşit olmuş olman hiçbir şeyi değiştirmiyor. Ben izin vermezsem gidemezsin."

Söyledikleri canımı sıkıyordu ama beni asıl rahatsız eden bu değildi. Bu fikir ona ait değildi. Bir gece duymuştum. Annemle sevgilisi salonda konuşuyordu. Ben de su almak için mutfağa giderken sesleri koridordan geliyordu.

"Doğa daha çok genç." dedi adam. "Dışarısı aç kurtlarla dolu. Onu göndermezsin."

Kapının arkasında donup kaldım. Ne kadar ironikti. Beni aç kurtlardan korumaya çalışan kişi, benim en çok korktuğum insandı.

Birkaç gün sonra yine para yüzünden kavga ettiler. Seslerini duymamak için mutfağa kaçtım. Bir süre sonra kapı açıldı. İçeri o girdi. Bana uzun uzun baktı. Sonra gülümsedi.

"Annenin tek çekilir yanı senin gibi bir kıza sahip olması."

Mideme taş oturmuş gibi hissettim. Hiçbir şey söylemeden oradan çıktım. Akşam anneme anlattım. Bana sadece omuz silkti.

"Yanlış anlamışsındır. O sırada bana kızgındı. Seni kızı gibi gördüğü için öyle söylemiştir."

Annem bunu söylerken kendisi bile söylediğine inanmıyordu. Ben de inanmıyordum. O adam bana hiçbir zaman bir baba gibi bakmamıştı. Bunu en iyi annem de biliyordu. Abime ulaşmayı denedim. Ama son zamanlarda onu evde neredeyse hiç görmüyordum. Demir yeniden ortaya çıktıktan sonra ikisi sürekli ortadan kaybolmaya başlamıştı. Ne konuştuklarını bilmiyordum. Hatta abimin telefon numarası bile değişmiş gibiydi. Birlikte bir şeyler yaptıkları belliydi. Ve içimde, yakında çok büyük bir şey olacağına dair kötü bir his vardı. Ama bunları düşünecek durumda değildim. Benim önce kendimi kurtarmam gerekiyordu. Çünkü her gece kapımı kilitlemek... İnsanı sonsuza kadar koruyamazdı. Kurtulmak zorundaydım bu evden.

Uygulamada reklamsız oku