MyStoryBölüm 4 / 14

Bölüm 4 / 14

Bölüm 4: Köle Gelin Nazya

Nazya Karan öfkeyle bana baktı. Zaten öfkesiz olduğu bir anı varsa da görmedim.

"Kulübe falan olmaz. Karım haklı anne, berdeli bozan taraf biz olmayacağız."

"Karın mı?" diyerek histerik bir şekilde bağırınca şaşırdım. Sonra da Ajitasyon yapar gibi ağlamaya başladı. Kara gözlerinden yaşlar süzülürken Karan'a doğru bir adım attı. "Bu yılanın soyu mu senin çocuklarının anası olacak? Benim ciğerim yanarken onun doğurduğu piçe soyumuzu mu teslim edeceğiz! Katillerin kanını taşıyan bu kız benim evimde ancak köle olur! Onu gebe bırakırsan beni anan bilme! Sütümü haram ederim!"

Sözleri ne kadar da ağırdı. Benim doğmamış evladıma piç demeye ne hakkı vardı? Gözyaşlarımı içime akıttım ve kadının gözlerinin içine baktım. "Merak etmeyin," dedim sesimin titrememesine özen göstererek. "Ben de sizin o çok kıymetli oğlunuza bayılmıyorum. Hele sizin soyunuza katkıda bulunmayı hiç düşünmüyorum. İki abimin hayatı için buradayım, sizin aşağılamalarınızı dinlemek için değil!"

"NAZYA!" Karan’ın gürlemesiyle irkildim. Kolumu öyle bir sıktı ki kemiğimin çatırdadığını hissettim. Annesine dönüp tek bir kelime daha etmeden beni merdivenlere doğru sürüklemeye başladı.

"Bırak canımı yakıyorsun, kaba saba bir adamsın! Aşağılık bir zorbasın!" diye çırpındım merdivenleri çıkarken. Ama o bir duvar kadar dayanıklıydı.

Üst kattaki koridorun sonundaki çift kanatlı siyah kapıyı tekmeyle açtı ve beni içeri savurdu. Odanın içine doğru tökezleyerek yere kapaklandığımda o da içeri girdi. Daha yerden kalkamadan kapının kilitlenme sesini duydum.

Korku tüm hücrelerime nüfuz etmeye başlamıştı. Yavaşça yerden doğrulup ona baktım. Ceketini çıkarıp yatağın üzerine fırlattı. Daha sonra siyah gömleğinin yakasını açarak bana doğru ağır adımlarla yürümeye başladı.

Gözleri avına kilitlenmiş bir aslan gibiydi. Arabadaki tehdidi kulaklarımda çınlıyordu. 'Bu gece bu lafını sana yedirteceğim karıcığım!'

"Benden uzak dur," dedim geriye doğru adımlarken. Sırtım soğuk duvara çarptığında kaçacak yerim kalmamıştı.

Tam önümde durdu. Bir elini başımın yanından duvara yaslayarak üzerime eğildi. "Aşağıda, anneme karşı dilin ne kadar da uzundu öyle..." Yüzünü yüzüme yaklaştırdı, gözleri dudaklarıma takıldı. "Şimdi o uzun dilini koparmaz mıyım senin?"

"Sen bir yalancısın! Abimlere kadına el kaldırmam dedin ama şimdi beni yerden yere vuruyorsun! Hakaret ediyorsun! Bunun adı sevgi mi Karan Hazaroğlu," diyebildim güçlükle.

"Sana bu evde cehennemi yaşatmaya niyetim yoktu ama görüyorum ki düşmanımın kızından bu aileye gelin falan olmazmış! Sen sadece yatağımı ısıtacak bir fahişe olacaksın! Daha fazlası değil!"

"İstediğin kadar zorbalık yap. Bana dokunursan yemin ederim ki seni öldürürüm, yine de senin olmam!"

Karan alaycı bir tebessümle bana baktı. Başparmağı, az önce kendi kanattığı alt dudağımın üzerinde sertçe gezindi. Canımın yanmasına aldırmıyordu.

"Seninle olmak mı?" Sesi, karanlık bir kuyudan geliyormuş gibi boğuk ve tehlikeliydi. "Benim olmak için yalvaracağın günler gelecek şeytanın sol bacağı. Ama bu gece sadece gözümdeki değerini öğreneceksin. Şimdi o iğrenç elbiseni çıkar ve karşıma geç. Oynaştığın adamların sana öğretemediği kadınlığı kocan olarak ben öğreteceğim."

“Çıkarmayacağım! Beni zorla buraya getirebilirsin, kapıyı da kilitleyebilirsin ama bana zorla dokunamazsın!”

Karan’ın dudaklarında alaycı, bir o kadar da tehlikeli bir gülümseme belirdi. Gözlerindeki karanlık girdap daha da büyüdü. Ağır bir hareketle duvara yasladığı elini çekti ve bana doğru bir adım daha attı. Aramızdaki o son milimetrelik mesafeyi de kapattığında, geniş göğsü neredeyse bana değecekti.

“Sana zorla dokunacağımı kim söyledi? Seni sikmeye meraklı olduğumu falan mı sanıyorsun?”

Elini aniden bana doğru uzattığında nefesimi tuttum. Boğazımı yine tutacak sandım. Ancak parmakları boğazımı sıkmak yerine, siyah elbisemin yakasını kavradı. Ne yapmaya çalıştığını anlamama fırsat bile vermeden, kumaşı öyle bir şiddetle çekti ki donup kaldım. Elbisemin yaka kısmından göğsüme kadar cart diye yırtıldı.

Şaşkınlık ve dehşetle çığlık atıp ellerimle hızla açılan yakamı kapattım. Bedenim zangır zangır titriyordu. Gözlerim dolmuştu ama ağlamamak için alt dudağımı kanatma pahasına ısırıyordum.

"Ne yaptığını sanıyorsun!"

“Benim sınırlarımı zorlama Nazey,” dedi yüzünü yüzüme doğru eğerken. Gözleri yırtılan elbisemin yakasına değil, doğrudan gözlerime kilitlenmişti. “Eğer bana itaat etmezsen böyle kendi ellerimle parçalarım. Benim kitabımda kadına el kaldırmak yoktur. Ama bu, seni kendi kurallarımla terbiye etmeyeceğim anlamına gelmez. Karşımda dururken kiminle inatlaştığını unutma!”

Tiksintiyle benden bir adım uzaklaştı. Az önce bana yaşattığı dehşet onun için sıradan bir şeymiş gibi rahatça arkasını döndü. Yatağın ucuna doğru yürürken, kollarını kıvırdığı siyah gömleğinin düğmelerini tek tek açmaya başladı. Geniş ve kaslı sırtı bir duvar kadar sert duruyordu. Sırt kaslarını tırnaklarımla kazıyıp kanatmak istedim. Hatta onun yakışıklı yüzüne de aynı şeyi yapmak istiyordum.

Dudaklarım sinirden titrerken iç çeke çeke onu seyredip intikam hayalleri kurdum. Onu parçalasam içim soğumazdı. Nefret ediyordum ondan ve ailesinden de...

“Şimdi o üzerindeki paçavrayı çıkar ve geceliğini giy. Sonra da gidip şuradaki minderde uyu,” dedi odanın köşesindeki katlanmış yer minderini göstererek.

"Yerde mi yatacağım?"

"Kulübede yatmayı tercih edersin Nazey?"

Bana Nazey demesine de sinir oluyordum. Ama öyle deme desem inadına daha çok söyler. Mindere doğru yürüdüm. Onu açınca tozdan alerjim coştu. Burnum kaşındı. Gözlerim anında sulandı. Hapşırınca minderi itip "Ben bunun üstünde yatamam, çok tozlu. Sabaha ölüm çıkar bu odadan," dedim.

“Benim yatağımda yatmaya layık değilsin. Minderi beğenmediysen uyumazsın olur biter."

Gözyaşlarımı zorlukla geri iterek yırtık elbisemi göğsümde sıkıca tuttum. “Beni bu cehennemde tutmaya hakkın yok. Hani İstanbul'a gidecektik? Neden bu berbat çiftlik evinde kalıyoruz! Bana bir cevap vermeye mecbursun! Yoksa bu iş biter!”

Gömleğini çıkarıp yatağın üzerine fırlattı. Yarı çıplak bedeniyle bana doğru döndüğünde, göğsündeki ve karnındaki keskin kas hatları nefes kesici olduğu kadar korkutucuydu da. Kollarını göğsünde bağlayıp bana yukarıdan, küçümseyen bir bakış attı.

"Sen beni tehdit edecek konumda değilsin! Ayrıca berdeli bozmak istiyorsan seni tutan yok! Şimdi defol git! Ama şunu da unutma aşiret sözünden dönenlerin arkasında durmaz! Keşke bana bu iyiliği yapacak kadar cesur olsan!"

Alt dudağımı kemirdim. Gözlerimden iki iri damla daha yuvarlanıp yere çarptı. "Bir ömür bana böyle mi davranacaksın? Benim suçum ne söylesene..."

"Berdeli kabul etmeyecektin! En başından düşman olduğun aileye gelin olmaya razı gelmeyecektin! Burada baş tacı edilmeyeceğini bilmeliydin. Ama sen ne yaptın? Ailen karşı dururken berdeli kabul ettin! O yüzden bedelini de ödeyeceksin."

Ona nefretle baktım. "Bedel ödetmeye hakkın yok. Sare de bizim ailenin gelini oldu. O da kabul etti. Kan dökülmesini istemedik diye suçlu mu olduk? Bu kadar kötü olamazsın Karan Hazaroğlu!"

“İstanbul’a yaz sonu gideceğiz,” dedi söylediklerime aldırış etmeden. “O zamana kadar bu konaktasın. Savaş’ın kanının bedeli olarak evlenmeyi kabul ettiysen üstüne düşeni yapacaksın. İstersem seni altıma alırım, istersem yerde yatırırım. Bu evlilik senin umduğun gibi olmayacak. Prenses olduğun günler sona erdi! Buradan ancak ben ‘bitti’ dediğimde, benim kurallarıma boyun eğdiğinde çıkarsın.”

Söyledikleri, boynuma dolanan görünmez bir halat gibiydi. Yaz sonuna kadar aylar vardı! Bu konakta, oğlunu kaybetmiş acılı ve kin dolu bir annenin, bana düşman bir ailenin ve en fenası da Karan Hazaroğlu gibi bir zorbanın elinde aylarca kalacaktım.

“Pişman olacaksın Karan. Bir gün gelecek bana yaptıkların için çok pişman olacaksın. Ve ben seni asla affetmeyeceğim!”

Karan yatağa uzanmadan önce bana son bir kez acıyormuş gibi baktı. “Göreceğiz. Şimdi defol gözümün önünden, yorgunum ve senin çeneni çekemem.”

Daha fazla orada durup onun o küçümseyen bakışları altında ezilmek istemedim. Titreyen bacaklarımla banyoya doğru koştum ve kapıyı arkamdan hızla kilitleyip sırtımı soğuk fayansa yasladım. Sonunda tuttuğum gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başladığında, ellerimle ağzımı kapattım. Sesimi duymasını istemiyordum.

O haklı çıkmayacaktı. Bu evde hayatta kalmanın bir yolunu bulacaktım. Ben, Karan Hazaroğlu'nun merhametine dilenmeyecektim. Ama bir gün o benden af dilenecekti.

Uygulamada reklamsız oku