MyStoryBölüm 5 / 14

Bölüm 5 / 14

Bölüm 5: Bakire değilsin

5 - Bakire değilsin

Karan

“Pişman olacaksın Karan. Bir gün gelecek bana yaptıkların için çok pişman olacaksın. Ve ben seni asla affetmeyeceğim!”

Nazya, kendinden emin bir tavırla bunu söyleyip banyoya girerken sinirle kapattığı kapıya baktım. Kendini ne sanıyordu? Kapıyı çarpıp bana posta koymaya nasıl cesaret edebilir? Ya söyledikleri! Beni affetmeyecekmiş...

Yaptığım hiçbir şey için pişman olmayacağım. Bundan adım kadar emindim. Asıl benimle evlenmeyi kabul ettiği için pişman olacak olan oydu. Ama pişman olsa da bu evlilikten kaçışı yoktu. Bu saatten sonra bu evden ancak ölüsü çıkar.

Sare için ona tahammül edeceğim. Mirhan'ın şımarık kızkardeşiyle evlendiğime hala inanmakta zorlansam da bu saatten sonra yapabileceğim bir şey yoktu.

Nazya’nın beni eski aşıklarından aşağı görmesi beni fazlasıyla kızdırmıştı. Belki de onu görmezden gelmek yerine fahişe muamelesi yapmalıydım. Ki zaten öyle olduğunu kendi ağzıyla itiraf etmişti.

Dakikalar sonra içerden hıçkırık sesleri duymaya başladım. Ağlıyordu. Karacabeylerin o çok kıymetli, dik başlı kızı Nazya şimdi ağlayarak vicdanıma oynayacağını sanıyordu. Onun timsah gözyaşlarına inanacak değildim.

Yatağa uzanıp ellerimi başımın arkasında kenetledim. Tavana boş gözlerle bakarken içimde bir zafer duygusu hissetmem gerekiyordu. Savaş’ın kanını döken o şerefsizin kardeşi avucumdaydı. Belki yüreğimdeki acı onun çektiği azapla dinmeyecekti ama en azından Karacabey'lerin kıymetli kızı başka biriyle evlenip mutlu olamayacaktı.

Karacabey ailesine de gün yüzü göstermeye niyetim yok. Onların hayatını da cehenneme çevireceğim. Savaş evli bir kadına aşık olup ilişki yaşadı diye ölmeyi hak etti? Üstelik kendisi karısının üstüne kuma getirmiş bir adamken sadakat beklemeye ne hakkı var? Hadi zoruna gittiyse boşa, kurtul. Ama o ne yaptı? Savaş'ı öldürdü. Kendi sütten çıkma ak kaşıkmış gibi benim en yakınımı, kardeşim gibi sevdiğim kuzenimi öldürdü.

Berzan'ı da Savaş ölmeden önce öldürmeyi başardı neyse ki. Yoksa elimi o itin pis kanına bulamak zorunda kalacaktım. Ama yine de bu haksızlığı kabul edemiyordum. O ailenin daha çok acı çekmesini istiyordum. Hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam etmeleri ağrıma gidiyordu.

Banyodan gelen cılız ağlama sesi sinirlerimi bozmaktan başka bir işe yaramıyordu.

Gözlerimi kapattığımda arabadaki o an hayalimde yeniden canlandı. Direksiyonu kırmaya çalışırkenki o delice cesareti... Onu kucağıma çektiğimde dudaklarının dudaklarıma çarpması... Kanının tadı hala dilimin ucundaydı.

Dudaklarının tadı, bir Karacabey tohumu için fazla tatlı. Teninin kokusu ise fazlasıyla çekiciydi. Ama o masumiyetin altında bir şeytan yatıyordu. Bana kafa tutan, gözlerimin içine baka baka "Kaynanacığım" diye annemi kışkırtan, "Aşılı mısın?" diyerek benimle dalga geçmeye cüret eden bir şeytan.

Ona haddini bildirmek zorundaydım. Elbisesini yırtarken gözlerinde gördüğüm o nefret, bana kim olduğunu ve onun ne için burada olduğunu hatırlatmıştı. O benim karım falan değildi. O bir kefaretti. Berdelin bir bedeli vardı ve o bu bedeli her gün, her saniye ödeyecekti.

"Bana merhamet dilenmeyeceksin ha?" diye fısıldadım kendi kendime. Dudaklarımda alaycı bir kıvrım oluştu. "Göreceğiz Nazey. O dik başın önüme eğildiğinde, yalvarmayı da çok iyi öğreneceksin."

Banyodaki su sesi kesildi. Hıçkırıkları da duyulmaz olmuştu. Bekledim. O kapıyı açıp paşa paşa dışarı çıkmak zorundaydı. Sabaha kadar o soğuk fayansın üzerinde dikilecek hali yoktu. Gerçi onda bu inat varken onu da yapabilirdi.

Bir süre sonra kapının kilidi yavaşça döndü. Yüzümde en ufak bir duygu kırıntısı barındırmadan ona doğru çevirdim başımı.

Kapı aralandığında, yırtık siyah elbisesini göğsünde sımsıkı tutarak dışarı adımladı. Yüzü ağlamaktan kızarmış, alt dudağındaki kan kurumuştu. Gözleri odayı hızla taradı, bana bir saniyeliğine değip hemen kaçtı. Eşyaları daha gelmediği için giyecek hiçbir şeyi yoktu. Odanın içinde ne yapacağını bilmez gibi dikilip durdu. Bana bakıyordu.

Onun acınası haline baktım. "Ne o?" dedim küçümseyen bir sesle. "Yatağıma girmeyi mi istiyorsun? Neden bana bakıp duruyorsun?"

"Senin yatağında yatmaktansa kilimin üstünde yatarım." Çenesini dikleştirip omuzlarını kaldırmaya çalıştı ama bacaklarının titrediğini görebiliyordum. Gözleri köşedeki tozlu eski mindere kaydı.

Derin bir nefes alıp o tarafa doğru yürümeye başladı. Ne yapacağını izliyordum. Gerçekten o kirli toz içinde kalmış yıllardır o köşede unutulmuş minderin üstünde mi yatacaktı?

Minderin yanına geldiğinde duraksadı. Burnunu çekti. Alerjisi olduğunu söylemişti. Umurumda mıydı? Savaş toprağın altında yatarken onun tozlu bir minderde yatması ödül bile sayılırdı.

Tamam bunda Nazya'nın suçu yoktu. Ama o adamın kardeşiydi. Berzan'ı o da ailesi gibi haklı buluyordu. Bu davada mağdur olduklarını iddia ediyorlardı. Aşiret liderleri onların gücünden çekinip karşılıklı berdele karar vermişlerdi. Savaş'ı aldıkları yetmezmiş gibi bir de Sare'yi bizden almışlardı.

Sare, bu ailenin çiçeğiydi. Kız kardeşim neyse Sare'de benim için oydu. Onun kılına zarar gelse dünyayı yıkarım. Ama o namussuz Maran'a vermek zorunda kaldık. Şilan bize Maran'ın ne mal olduğunu anlattığından beri bu aileye olan nefretim daha da katlanmıştı. O şerefsiz Sare'ye bir şey yaparsa onu düşünmeden öldürürüm.

Hele ki o ailede olan biten pislikleri öğrendiğimden beri Sare'yi o konağa yollamak dahi istemedim. Ama kurallar belliydi. Maran'la da yüz yüze konuşacağım. Gerekirse onu içgüveysi almaya da razıydım. O Dallas konağında Sare'nin başına bir şey gelirse onun derisini yüzer inlete inlete diri diri gömerim.

Düşündükçe o soysuzların kızına olan nefretim de katlandı. Ailesi gibi bozuktu. Zaten Şilan'da Nazya hakkında pek iyi konuşmamıştı. Şımarık, üniversitede oynaşmadığı kalmamış bir kızmış. Ki zaten kendisi de bunu doğruladı. Şilan'ın yalan söylediğini ummuştum ama öyle değilmiş.

'Oynaştığım erkeklerin eline su dökemezsin.' Bu lafı söyleyen Nazya'ydı. Belki bakire bile değildi. O yüzden koynuma girmekten bu kadar korkuyor olmalıydı.

Eğer gerçekten bakire değilse bu işime gelir. Karacabey ailesinin kara lekesi olur. Berdel verdikleri kızları namussuz olarak aile evine gönderildiğinde bakalım ne yapacaklar.

O yüzden bu gece gerdeğe girmem lazımdı. Ama biraz daha onun süründüğünü görmek istiyordum. Bakalım o minderde ne kadar durabilecek Karacabey prensesi.

Yavaşça dizlerinin üzerine çöktü. Yırtık elbisesiyle kendini korumaya çalışarak minderin en ucuna, sanki vebalı bir şeye dokunuyormuş gibi büzüşerek oturdu. Gözlerini sımsıkı kapattı. Dakikalar sonra beklenen oldu. Boğuk bir şekilde hapşırdı. Ardından bir kez daha... Ve hapşırması artmaya başladı.

Yatakta doğrulup ona baktım. "Uyumaya çalışıyorum!" diye gürledim.

Gözlerini açıp bana nefretle baktı. "Bilerek yapmıyorum herhalde! Tozdan boğuluyorum burada! Her yerim kaşınmaya başladı!"

Sesi ağlamaktan kısılsa da inatçılığı hala yerindeydi. Sırf bana boyun eğmemek için orada boğulmayı göze alıyordu.

Sinirle yataktan kalktım. Üzerime doğru yürüdüğümü görünce refleks olarak geriye doğru sindi, elleriyle göğsünü daha da sıkı kapattı. Yanına kadar gelip tepesine dikildim. Küçücük kalmıştı orada. Karşımda titreyen, bana kafa tutan ama aslında benden ölümüne korkan bir şeytan vardı.

Dolaba doğru yürüyüp kapağını sertçe açtım. İçinden kendi siyah tişörtlerimden birini çekip alarak üzerine fırlattım. Tişörtüm yüzüne çarptığında şaşkınlıkla bana baktı.

"Şu üstündeki paçavrayı çıkar ve bunu giy, sonra da yatağa gel" dedim emreden bir ses tonuyla. "Sabaha kadar senin o iğrenç hapşırık sesini dinleyemem. Benim uykum, senin ciğerlerinden daha kıymetli."

Gözlerindeki o anlık şaşkınlık yerini anında o tanıdık öfkeye bıraktı. "Sana muhtaç değilim! Senin pis tişörtünü giymeyeceğim!" diye karşılık verdi. Ona fırlattığım tişörtü bana doğru atarak minderden kalktı.

Sabrım tükenmişti. Ona doğru yürüdüm. Ani bir hamleyle çenesini parmaklarımın arasına aldım. Yüzünü yüzüme doğru kaldırdığımda gözlerindeki yaşlar yeniden parladı.

"Bana bak, Zinar'ın arsız dölü," dedim kelimeleri yüzüne tükürür gibi. "Ben senin kocanım! Bu gece gerdeğe girmemiz gerekirken seni zorlamadım ama görüyorum ki bunun kıymetini de bilmiyorsun!"

Uygulamada reklamsız oku