Bölüm 4 / 46
SARMAŞIK
Aceleyle ayakkabılarını çıkardı ve çantasıyla anahtarını sehpaya fırlattı. Bir yerlerden bedenine destek almak zorunda hissediyordu. Oturur pozisyonda olmak daha rahat hissettireceği için hızlı adımlarla koltuğa geçti ve ayaklarını altına toplayarak oturdu. Akşam üzerini bekleyen yağmur çoktan pencereleri dövmeye başlamıştı. Fırtınanın da eli kulağındaydı. Elinde tuttuğu zarf ise onu çok heyecanlandırıyordu.
Sıradan hayatının aniden hareketlenmesine ayak uyduracak cesareti tam olarak bulabilmiş değildi. Öncelikle zarfı inceledi. Zarfın üzerindeki mine çiçeği şeklindeki mühür kusursuz duruyordu. Özel tasarım, dökme bir mühür olmalıydı. Kişiye özel olduğu belliydi. Mührün etrafındaki ipi çözdü ve derin bir nefes aldı. Zarfı sehpanın üzerine ters çevirerek salladı. İçinden dökülenler az sonra hayatını tümden değiştirecekti.
Birkaç kare fotoğraf, kurutulmuş mine çiçeği, bir adres bir de not.
Fotoğrafları inceledi önce. Annesine ait daha önce görmediği fotoğraflar. Çok farklı bir mekânda çekilmiş, hatta çok farklı bir ülkede. Orta yaşlı bir adamın yanağını öperken, bir kadının dizinde yatarken, ortasında mermer bir şadırvan bulunan geniş bir taş avluda kendisinden birkaç yaş küçük bir erkek çocuğu ile gülüşürken.
Adreste; Afif Paşa Yalısı, Yeniköy/ İstanbul yazarken, notta;
"Fotoğraftaki güzel gülen kadını tanıyorsun. Diğerleri ile de tanışmak istersen bu adrese gitmen gerekecek. Ama şimdiden uyarayım, yalının yeni sahipleri tarafından pek hoş karşılanmayacaksın. Bütün sorularının cevabı o ailede..."
Ne demek oluyordu bütün bunlar? Annesinin ailesi halâ sağ mıydı? İlk notta kardeşinin de sağ olacağını ima etmişti. Neden hoş karşılanmayacaktı peki?
Hızla yerinden kalkıp odada ileri geri yürümeye başladı. Kendini hiçbir yere sığamıyormuş gibi hissediyordu.
Kimdi bu notları yollayan? Onu neyin içine çekmeye çalışıyordu? Pencereye vuran şiddetli yağmur ve fırtına içindeki kasveti iyice derinleştirirken telefonu çaldı. Arayan Akif'ti.
"Kızım neredesin, döndün mü? Eğer çıkamadıysan bekle gelip alalım seni."
Tabi ya! Eve gelince haber vermesi gerektiğini tamamen unutmuştu.
"Döndüm Akif amca. Kusura bakma haber veremedim sana. İyiyim merak etme tamam mı?"
"Gelip alayım seni bizde kal. Korkarsın şimdi hava fena patladı."
Aslında başka zaman olsa deli gibi korkardı. Ya Asude'yi çağırırdı ya da Akif'in kızlarını. Ama şimdi vücudunda öyle yoğun bir adrenalin dolaşıyordu ki; korkuyu tümden rafa kaldırmıştı.
"Sağ ol Akif amca, beni merak etme. Çok yorgunum uyurum hemen."
"Sen bilirsin kızım. Ama bak korkarsan ara, tamam mı?"
"Merak etme, korkarsam ararım. İyi geceler."
Bu gece ona kesinlikle uyku yoktu. Düşünmesi, bir çıkış yolu bulması lazımdı. Ne olanları sineye çekebilir ne de körü körüne bir maceraya atılabilirdi. Sakinleşmek için çay koydu kendine. Yanına da atıştıracak bir şeyler hazırladı. Mutfak masasının üzerinde duran not defteri ve kalemi ne ara eline aldı hatırlamıyordu. Düşünürken bir şeyler karalamıştı. Kendine gelip karaladıklarına baktığında gördüğü şeye çok şaşırdı. Mine çiçeği kabartmalı mermer bir şadırvan çizmişti. Zihni belli ki artık ona oyun oynamaya başlamıştı.
Düşüncelerinin dağıldığı dakikalarda aslında bu mesele ile nasıl baş edebileceğini de fark etmeden bulmuş sayılırdı.
Aniden aklına gelen fikirle Suna'yı aradı.
"Suna, saat çok geç oldu farkındayım. Uyandırmadım umarım. "
"Hayır, hayatım henüz yatmamıştım. Ne oldu sesin bir garip geliyor, iyi misin?"
Bu keskin dönüşün sebebini sorgulamaması için oldukça doğal davranmalıydı. Ses tonunu biraz daha düz tutmaya çalışarak konuştu.
"İyiyim Suna, endişelenecek bir durum yok. Sadece şeyi merak ediyordum, iş teklifin halâ geçerli mi?"
Birkaç saniye süren sessizlik, arka planda bir hareketlenmenin olduğunu düşündüren sesler ve nihayet Suna'nın tepkisi duyuldu.
"Verdaaa sen ciddi misin? Doğru mu duydum gerçekten?"
Aslında tek istediği Suna'nın bu kararı sorgulamaması ve bundan sonra birlikte olacakları için sevinmesiydi.
"Evet doğru duydun. Bir karara vardım artık. Birkaç güne toparlanmış olurum."
"Çok sevindim canım. Gerçekten duyduklarıma inanamıyorum. Kendimi seri cimcikliyorum şu an. Canım acıyor kıvırcık. Bu bir rüya değil di mi? Neyle geleceksin, uçakla mı? Ben seni alırım. Zaten kullanmadığım izinlerim var, kimse bir şey diyemez."
Suna yeniden o bilindik heyecanlı haline dönünce Verda derin bir nefes aldı.
"Sakin ol ve nefes al lütfen. Evet doğru duydun, iş teklifini kabul ediyorum. Arabayla gelirim diye düşündüm, neticede bana orada çokça lazım olacak. Hem ne kadar tek başıma da olsam fazlaca eşyam var. Gelmeden ev bulmamda da yardımcı olursan sevinirim."
"Saçmalama Verda. Koca evde tek başıma yaşıyorum. Benden iyi ev arkadaşı mı bulacaksın?"
"Ailen nerede ki? Ayrı eve mi çıktın yoksa?"
"Hayır canım. Annem İstanbul'dan sıkılınca Silivri'deki çiftlik evine yerleştiler. Ben de iş yüzünden burada yalnız kaldım. Hem onlar da çok sevinir birlikte yaşamamıza. Seni çok seviyorlar biliyorsun."
Şu aşamada kalacak yeri dert etmemesi işine gelirdi. Ancak sonsuza kadar Suna'nın yanında kalamayacağının bilincindeydi.
"Tamam, bu konuyu gelince tekrar konuşuruz. Benim önce burada birkaç işimi halletmem lazım. Bir de kararımı bildirmem gereken insanlar var biliyorsun."
En önemli işinin birilerini ikna etmek olduğu bilinciyle sıkıntılı bir nefes aldı.
"Tamam canım. Ben de Tufan beyle konuşup geleceğini bildiririm. İşe alım yapmadan önce benden haber bekliyordu zaten. Ayyyy çok mutlu ettin beni kıvırcık. Dünyaları verdin gece gece."
"Hadi deli. Yat da uyu. İyi geceler, öpüyorum seni çok."
Telefonu kapatıp ağır adımlarla odasına çıktı ve kendisini olduğu gibi yatağa bıraktı. Ne üzerini değiştirmek istemişti ne de örtünün altına girmek. Şimşeklerin aydınlattığı odasında yeni hayatı için planlar kurmaya başladı.
Öncelikle kendine kalacak bir yer bulana kadar Suna ile yaşayacak, işindeki yerini sağlamlaştıracak ve bu ardı ardına gelen zarfların peşine düşecekti. İstanbul'a gitmesi ve orda yaşaması için bir sebep lazımdı ve çok sağlam bir sebebi vardı. Şimdi geriye sadece Akif ve Zahide'yi, Asude ve Ömer'i ayrıca da onların ailelerini ikna etmek kalmıştı.
Babası ona emekli maaşının yanında oldukça yüklü bir miktar da para bırakmıştı. Bu kadar paranın nerden geldiğini sorduğunda Akif amcası; "babasından kalan arsayı satıp senin geleceğin için bankaya koydu" demişti. Arsanın mevkisi iyi olmalıydı çünkü adına açılan hesapta tam on üç milyon vardı. Emekli maaşı ona yettiği için o paraya hiç dokunmamıştı. Yarın ilk iş arabanın bakımlarını yaptırmalıyım diye düşündü. Üniversiteyi kazanınca İzmir'e rahat gidip gelsin diye almıştı babası. Henüz yeni sayılırdı ama bir yıldır doğru düzgün kullanmadığı için bakımlarını aksatmıştı.
***
İstanbul'daki evinde, Verda'dan aldığı haberle yerinde duramayan Suna ise çoktan patronunu aramıştı.
"Tufan Bey özür dilerim bu saatte aradığım için ama bildiğim kadarıyla orada henüz saat 22:00. Siz de erken uyumayı pek sevmezsiniz diye tahmin ediyorum. Her neyse; Londra'daki toplantınız nasıl geçti?"
"Bu saatte toplantıyı sormak için mi aradın Suna?"
"Hayır efendim afedersiniz. Size bahsettiğim arkadaşım işi kabul etti. Hafta sonu burada olacak. Sizin için de hala uygun mu diye soracaktım."
"Biliyorsun pozisyon hâlâ boş. Pazar akşamı İstanbul'da olacağım. Pazartesi getir görüşelim. Adı ne demiştin?
"Verda, Verda Yılmaz."
"Tamam. Bana CV'sini ve işlerinden birkaçının dökümünü mail olarak at. Mülakatı bizzat ben yapacağım. Hakkında bilmem gereken herhangi başka bir şey varsa paylaşman gerektiğini söylememe gerek yok sanırım. Güvenlik soruşturması zaten yapılacak ama sen kefil olduğun için sorumluluk sende unutma."
"Merak etmeyin Tufan Bey. Verda'yı tanıdığınızda neden onun için bu kadar ısrar ettiğimi anlayacaksınız. Tekrar rahatsızlık verdiğim için özür dilerim. İyi geceler."
"İyi geceler."
Çalışanları tam olarak bilmese de Tufan Acar, her birinin karakteri hakkında kapsamlı bilgilere sahipti. Mesela Suna, ne kadar ele avuca sığmaz, hareketli bir kişilikte olsa bile işinde bir o kadar ciddi ve disiplinliydi. Bugüne kadar kimse için ısrarcı olmamıştı. Şimdi şu Verda denilen arkadaşı için bu kadar ısrarcı oluyorsa mutlaka bir bildiği vardır diye düşündü. Birkaç gün önce Verda'nın çalışmaları ile odasına gelmiş ve aradığınız pozisyon için kimin uygun olduğunu biliyorum demişti.
***
Aynı dakikalarda uykuya dalamayan Verda, yakın geleceği ile ilgili planlarını zihninde bir bir sıraya koyarken, başucunda duran telefonuna bir mesaj bildirimi geldi. Suna olabileceğini düşündü ama okuduğu şey zihnindeki sarmaşığa bir dal daha ekledi.
"Ayakların seni önce İstanbul'a sonra da Beyrut'a götürecek. İyi yolculuklar Mine çiçeği..”