MyStoryBölüm 1 / 12

Bölüm 1 / 12

SOYMÜHÜR

SOYMÜHÜR

Bölüm
12
Puan
5.0
Okunma
68

SIZICI

“Derler ki; Hiç yokken var olmuş varken yok olmuş. Cadıların Gece Leydisi olarak adlandırılan öncüleri ile Denizlerin Hakimi, yolcuların ölüm çağrısı olan korsan birbirine aşık olmuş. Bu aşktan kanlı dolunayın gecesinde atılan tohumlardan sonra yine bir dolunayın gökyüzünde parladığı gece bir evlat dünyaya gelmiş. Bu evlat büyüdüğünde annesinin yerine geçip Gece Leydisi olacakmış ve aynı zamanda Denizlerin Hakimi de olacakmış ama şanlı krallığımızın düşmanlarımıza yaptığı büyük temizlik sonrası büyüyüp bizleri öldürene kadar yok edilmiş. Masal da burada bitmiş ve küçük farelerin uyuma zamanı gelmiş.”

Lylah gülerek elindeki kitabı kapattı. “Hadi bakalım kapatın gözlerinizi.” Yan yana sıralanmış küçük yataktaki çocukların üzerini tek tek örttü.

“Ama bebek öldürmek kötü.” diyen çocukla başka bir çocuk araya girdi. “O bebek büyüyüp hem cadı olacaktı hem de korsan sonra da bizleri öldürecekti.”

Başka bir çocuk onlara karşılık verdi. “Artık cadılar yok bu sadece bir masal.”

“Çocuklar uyku vakti.” Lylah ellerini beline koyup hepsine gözlerini kısarak baktı. “Cadılar artık yok köyleri zamanında başarılı bir şekilde yok edildi kaçmayı başaranlarda bir böcek gibi saklandı. Saklandıkları yerde de ya kendileri ölecekler ya da askerlerimiz bulup öldürecek. Korsanlara gelince kralımızın onları da yok edip denizleri güvenli hâle getirmesi yakındır.”

“Bir an önce temizlesinler büyüyünce denizlerde yolculuk edeyim.” diyen çocuk uyumak için gözlerini kapattı.

Lylah hepsi uyuyunca gaz lambasını söndürüp büyük odayı karanlığa gömdü.

Çocuk bakım evinde iki yüz çocuk vardı ve bunların yüz ellisi erkekti. Hepsiyle tam beş ay dönümü boyunca tek tek ilgilenmişti. Bu kısa zamanda hepsinin en sevdiği ablası olmuştu.

Diğer odadan çıkan genç adamı gördü. Gülerek, “Her gece aynı tatlı işkence.” demişti.

“Uyumamak için aklıma gelmeyecek bahane buluyorlar.” diye onayladı Lylah.

“Öyleler. Bu gece nöbet bende sen de fırsatın varken yatıp dinlen.”

“İyi uykular.” Lylah iş arkadaşına el sallayıp odasına girdi ama uyumak yerine beklemeye başladı. Onun buradaki görevi geçiciydi ve gizliydi. Beş ay dönümü boyunca gizlice gözetledi, öğrendi, anladı. Çocuk bakım evinde bir anda ortadan kaybolan erkek çocuklar vardı. Buraya bu gizemi çözmek için gelmişti ve sonunda çözmüştü. Bu gece nöbetçi olan Hekna bu işin içindeydi. Gece kapıları gizlice açıyor ve gelenlerin çocukları almalarını sağlıyordu. Çocukların götürüldüğü yer uzun süredir savaş halinde oldukları bir krallıktı. Kaçırılan bu çocuklar bir gün büyüyecek ve kendi ülkelerine karşı savaşacak askerler olacaktı.

Bekledi…

Bekledi…

Bekledi…

Zaman geldiğinde hançerlerini pantolonunun beline taktı, yüzüne siyah bez maskesini bağlayıp gizlice odasından çıktı. Yüzünü hiçbir görevinde açık etmemişti yine etmezdi. Karanlığa sığınıp ilerledi. Hekna gelenleri gizlice içeri almıştı ve bitki ilacıyla uyutulan erkek çocukları üst üste balık gibi istiflendikleri çamaşır arabasının içinde götürülüyorlardı.

Hafifçe öksürdüğünde arabayı iten adamlar durdu. Hepsi anında bellerindeki kılıcı çıkarmıştı.

Lylah sesine ciddi bir hava vererek ve biraz da değiştirerek konuştu. “Sizleri Arvenor Krallığı adına tutukluyorum. Çocukları bırakın teslim olun sizi öldürmek zorunda kalmayayım.”

Adamlardan biri kahkaha attı. Bakışları Lylah’nın omuzlarına salınmış siyah dalgalı saçlarındaydı. “Koskoca krallık bizi tutuklamak için bir kadın mı gönderdi?”

“Neden hep aynı şey olmak zorunda? Neden bir kişi bile teslim oluyorum deyip benim işimi kolaylaştırmıyor?” Belindeki iki hançeri iki eliyle çekip aldı.

En yakınındaki adamın üzerine saldırdığında elindeki hançer havadaki kılıca çarptı. Diğer elindeki hançer ise adamın karnını deşti. Diğer taraftan saldıracak olan adamın üzerine öldürdüğü adamı atarak yere düşürdü ve arkasından yaklaşmaya çalışana son anda dönüp tekmeyle havaya savurdu.

Yere düşen kılıçlardan birini eline aldığında iki adamda ayağa kalkmış kılıçlarına sarılmıştı.

Havada çarpışan kılıçların sesi boş koridora yayılıyordu.

Vurdu, vuruldu…

Tekme attı, tekme yedi…

Kan akıttı, kanı aktı…

Bu dövüşün ardından kimse tutuklanmadı çünkü turuklanacak sağ kimse kalmamıştı; Bir kişi hariç! Hekna hançeri uyutulan çocuklardan birinin boğazına dayamıştı. “Kaçmama izin vereceksin yoksa çocuk ölür.” dedi titreyen sesiyle.

“Suçlulardan nefret ederim ama korkak suçlulardan daha çok nefret ederim.” diye tısladı Lylah.

Olduğu yerde birkaç adım yana attı. Ne yapacağını bilemez biri gibi görünebilirdi ama yaptığı tek şey bakış açısını değiştirmekti.

Belinde saklı duran üçüncü hançerine elini götürdü. “Ağaçtaki elmaların saplarını kesmekte çok iyiyimdir.” dediğinde Hekta karşılık verdi.

“Git elma topla o zaman.”

“Öyle yapacağım.” Lylah sözleri biter bitmez hançerini fırlattı. Hançer çocuğun başının yanından geçip Hekta’nın gözünden içeri girdi.

Lylah koşarak çocukların olduğu çamaşır arabasının yanına gitti. Hepsini tek tek çıkarıp yataklarına yatırdı.

Koridordaki ölüleri boşalan çamaşır arabasına doldurup yerdeki kanları sildi.

Çocuk bakım evinden çıktığında arabayı gecenin tenha taş sokaklarında sürüte sürüte sızıcıların hem eğitim yeri olan hem yaşadıkları kaleye ilerledi.

Büyük kapı açıldığında içeri girip yüzündeki maskeyi indirdi. Burada saklanmasına gerek yoktu. Herkes aynı görev için yetiştiriliyordu.

Tam orta yerde arabayı durdurup yere oturarak sırtını dayadı. Dinlenmek için gözlerini kapattı. Güneş ışığı gökyüzünde yükseldiğinde, “Lylah!” diyen sesle uyandı.

“Oo sabah olmuş.” diyerek ayağa kalktı. Her yanı kurumuş kan içindeydi.

“Bir görevi de diğer sızıcılar gibi olması gerektiği gibi sonlandıramaz mısın?”

“Onlar teslim olmadı benim suçum mu?”

Tristan öfkeli bir şekilde bakıyordu. Lylah en iyi sızıcılarındandı ama aynı zamanda kural tanımaz tek sızıcısıydı. Bir bukalemun gibi her kılığa giriyor, her dile uyum sağlıyor sonra da suçluları tutuklamak yerine öldürüp geliyordu. “Senin yüzünden her defasında saraya verdiğim rapor sonrası azar işitiyorum. Cellat ipinin ucunda sallandıracak kelle arıyor ama sen o kelleri ona bırakmıyorsun.”

“Cellat kelle istiyorsa gelsin göreve beraber gidelim. Hazıra konmak kolay tabi!”

Sabah hareketliliği artarken ortaya çıkan diğer sızıcılar çamaşır sepetindeki ölüleri görünce güldüler. “Lylah yine yapmış yapacağını.”

“Kesin!” diye bağırdı Tristan. “Götürün şu leşleri cellatın kuyusuna atın.”

“İzninle ben de gidip şifacıyı göreyim çok yaralıyım.” Lylah kaçacakken Tristan’ın bağırmasıyla durdu.

“Şifacıya söyle o kılıç tutan ellerine kuralların yazılı olduğu kitabı diksin her kelimesini ezberlersin de belki uyarsın.”

“Emrin kılıcım üzerine.” Lylah tam gidecekken konuşan sesle yine duraksadı.

“Dinlen iyileş yarın beraber Kral’ın huzuruna çıkacağız.”

Lylah bir anda ciddileşti. “Neden?”

“Doğrudan Kral tarafından özel bir görev geldi ben de senin uygun olduğunu söyledim. Konuşmak için huzuruna çağırdı.”

“Tamam.” Lylah’ın tek söyleyebildiği bu oldu. Kaldığı odaya girdiğinde küvetini doldurup içine uzandı. Yaraları sızlamıştı ve berrak su yavaşça kırmızı renge bürünmüştü. Bütün kirini yıkadıktan sonra sudan çıktı. Şifacıya gitmek yerine açık yaralarını kendi dikmeye başladı. Ateşte kızdırdığı iğneyi bir taraftan batırıp diğer taraftan çıkardı.

Düşünceleri acıyı bastırıyordu. Bugüne kadar hiç kimse bir görev için Kral’ın huzuruna gitmemişti. Krallığa halk tarafından yapılan şikayetler araştırmaya uygun bulunursa kendilerine iletilirdi ve görevlendirilen sızıcılar söz konusu olan şikayeti araştırarak ortada gerçek bir suç varsa tutuklayıp saraya teslim ederdi.

Bu defaki görevin bugüne kadar gelen bütün görevlerden daha büyük olduğu belliydi ama neydi?

Son dikişi attığında iğne ve ipliği kenara kaldırdı. Hareketli geçen gecenin yorgunluğunu ardında bırakmak için yatağa girdi. Örtüsünü çenesine kadar çekip gözlerini kapattı. Kral tarafından verilecek görevi düşünmekten uykuya geçmekte zorlansa da sonunda yorgunluk ağır bastı ve derin bir uykuya daldı.

Uygulamada reklamsız oku