Bölüm 5 / 12
Korsan Kaptan Alaric
Yemeğini yedikten sonra dinlenmek için ilk uyandığı odaya gidecekken duraksadı. ‘’İsmini bilmediğim korsan kaptan hangi odada uyuyabilirim? Kılıç senin olduğuna göre uyandığım odada senin olmalı çünkü kılıcı oradan almıştım. Yerinizi işgal etmiş gibi görünüp düşmanınız olmak istemem.’’
Alaric’in tek kaşı havalandı. ‘’Bütün kamaralar tayfalarım tarafından sahiplenilmiş durumda. Burada açık gökyüzü altında uyumak istemiyorsan kamaramda yatabilirsin.’’
‘’Gece tayfan güvertede mi oluyor?’’
‘’Nöbet tutanlar evet.’’
Lylah, ‘’Kamaran için teşekkür ederim.’’ diyerek Alaric’in kararını değiştirmemesi için koşarak gitti.
Kamaraya girdiğinde kapıyı kapatıp üzerindeki tahta kilidi yerine oturttu. Yatağın üzerine kendini bıraktığında rahat bir nefes almıştı. Dışarıdaki adamların hepsi korkutucuydu. Gülerek konuşurken bile korkutucuydular.
Örtüyü açıkta kalan bacaklarına örttü. Kızıl Pençe’yi nasıl bulacaktı? Bu gemide uzun süre kalamayacağı belliydi ilk fırsatta kendisini geri göndereceklerdi. Yer edinmenin bir yolunu bulmalıydı yoksa her şeye baştan başlaması gerekecekti. Sırtüstü yattığında acıyla inleyip tekrar yan döndü.
‘’Çok hasta olmuş numarası yapsam geri göndermek yerine bana bakarlar mı?’’ dedikten sonra alnına vurdu. ‘’Ahmak adamlar korsan, bakmak yerine canını alıp kolay yoldan kurtulurlar. İçlerinden birini kendime aşık etsem, gözü benden başkasını görmese o zaman yanlarında kalabilirim. Evet yarın ilk iş bir ahmak bulup kendime aşık etmek olacak.’’ Yaptığı planın mutluluğuyla gözlerini yumdu.
Uyuması gün doğumuna kadar oldu. Gün doğumunda gözlerini açtığı anda kamaradan koşarak çıktı. Güvertenin küpeştesine geldiğinde denizin tuzlu suyuna kusmaya başladı.
Kusması son bulduğunda suyun içinden tam kustuğu yerden çıkan başı gördü. Mavi gözleri gördüğüyle eliyle ağzını kapattı. ‘’Özür dilerim.’’ dediği anda tekrar kusmaya başladı ve kusmuğu suyun dışındaki başa aktı.
Alaric suyun içine dalıp temizlenerek geri çıktı. Geminin kenarından sarkan ip halata tutunup kolayca güverteye adım attı. Lylah üzerinden sular süzülen yarı çıplak adama baktı. Bakışları ayağına kaydığında garip gelmişti. Gözlerini kapatıp açtığında ise normaldi. Deniz tutması bütün aklını alıyordu. ‘’Bunun için ölecek miyim?’’ dediğinde engel olamayıp tekrar kenardan sarkıp kusmaya başladı.
Alaric geminin kenarına dayanıp kusmaya devam eden genç kıza baktı. ‘’İlk deniz yolculuğun mu?’’
‘’Evet. Tam olarak bedenim suya ne zaman alışır?’’
Alaric yeni uyanmış gerinerek kamarasından çıkan Arden’i görünce seslendi. ‘’Şifacı, turuncu yosun var mı?’’
‘’Yok lazım olmadığı için uzun zamandır bulundurmuyorum. Ne oldu deniz mi tuttu?’’ diyerek takıldı Arden, kaptanına.
‘’Deniz mi beni tutar ben mi denizi tutarım?’’ Alaric geminin küpeştesine çıktı. Arden’e elini alnına götürüp selam vererek yüzünde geniş gülümsemesi geriye doğru kendini denize bıraktı.
Lylah suya düşen adama baktı. Sırtüstü suya düştüğü an gözden kaybolmuştu. Bekledi, bekledi, bekledi ama görünürde yoktu. ‘’Boğuldu.’’ dediğinde Arden kahkaha attı.
‘’O mu boğuldu? Denizin çocuğunu boğmak istersen susuz bırakacaksın!’’
Lylah suya bakmaya devam etti bakarken de bir kez daha kustu. Bir insan bu kadar uzun süre su altında kalamazdı. Boğulduğuna emindi. Neden kimse telaşlanmıyordu?
Suda oluşan dalgayı fark etti sonra dışarı çıkanı gördü. Alaric su altında uzun süre kalmamış gibi rahat bir şekilde gemiye döndü. Elindeki turuncu yosunu genç kıza uzattı. ‘’Bunu ye deniz tutmasını geçirir.’’
Lylah turuncu yosunu aldığında dikkatle inceledi. Yosunların yeşil olduğunu biliyordu ama turuncu ne görmüştü ne de duymuştu. ‘’Bu gerçekten yosun mu?’’
‘’Siz krallık insanları denizin tuzlu su ve balıklardan oluştuğuna inanacak kadar küçük bakışlısınız. Ye hadi zehirlemez korkma.’’
Tereddüt etse de yosunu ağzına atıp çiğnedi. Tadı bugüne kadar tattığı en kötü acılığa sahipti. Yüzünün bütün hatları iğrenç tatla çarpılmıştı. Yutabilmek için kendisini zorladı. Tam yuttuğunda Arden elinde bir maşrapa romla gelmişti. Lylah’ın yüzünü görünce, ‘’Yedirdin mi?’’ dedi biraz sitemle. ‘’O acılıkla kim yiyebilmiş ki bu zavallı kız yesin? İçine karıştırmak için rom getirmiştim.’’
Alaric gülmeye başladı. ‘’Yiyebiliyormuş demek ki!’’
‘’Bile bile mi yedirdin?’’ Lylah, Arden’in elindeki maşrapayı alıp kafasına dikti. Yüzü öfkeyle kaplanmıştı. ‘’Siz korsanlar cidden çok kötüsünüz.’’
Alaric, genç kızın üzerine yürüyüp gözlerine mavi bakışlarını dikti. ‘’O kadar kötüyüz ki bir daha kafama kusarsan kelleni almamak için denizin en karanlık noktasına kadar inip o tadını beğenmediğin yosunu getirdim.’’
Lylah bir adım geriledi. “Teşekkür ederim iyi korsan.” derken kaçmak için arkasını döndüğünde kendinden boy olarak kısa olan adamla çarpıştı. Yere düşerken bir anda oturur pozisyonda kalmıştı. Alaric’in arkasına uzanan ayağı tabure görevi görüyordu.
“Düşürme niyetiyle gelmemiştim.” diyen çocuk boylu adamla arkadan başka bir ses yükseldi.
“O boyunla bir gün ezileceksin.”
Tayfaların hepsi gürültülü bir şekilde gülmeye başladı.
Çocuk boylu adam arkadaşlarına öfkeyle bakıp elindeki pantolonu genç kıza uzattı. “Pantolonum sana olur, üzerine giy böyle açıkta olunca hepimiz bakıyoruz aklımıza olmayacak hayaller getiriyorsun.”
Lylah bir araya toplanmış tayfanın üzerindeki iştahlı bakışlarını fark etti ve üzerindeki gömleğin tam kapatamadığı bacaklarına baktı. Pantolonu hızlıca çekip aldı. “Arkanızı dönün.” diye bağırdı.
Bütün tayfa gülerek arkasını döndüğünde pantolonu bacağından geçirecekken Alaric’in bakışlarını gördü. “Sen de dön arkanı.”
“Peki.” diyen genç adam arkasını dönmek için ayağını çektiği anda Lylah yere düştü. “Pis korsan.” diye söylene söylene ayağa kalkıp pantolonu üzerine giydi.
Sahibi hem kısa hem zayıf olduğu için beli olmuştu ama boyu olmamıştı. Pantolonun paçaları dizlerinin biraz altında kalmıştı.
“Biz bu kadını neden gemiye aldık? Çenesi hiç durmuyor susmadan sürekli konuşuyor.” diyen adam tayfanın arasından ayrılıp gitti.
Alaric dağılan dikkatleri toplamak için bağırdı. “Hoo! Bütün tayfa işinin başına yetişmemiz gereken bir yer var! Seçilmişleri de getirin buraya!” Sözleri bitince geminin ipine tutunup zıplayarak küpeşteye çıktı.
Tayfalar bir anda hareketlendi. Yelkene dolan rüzgar denizin üzerinde yüzdürürken davullar çalmaya başlamıştı.
‘’Ho ho ho Heybem dolsun altınla Kılıcım yıkansın kanla Yelkenimi uçursun rüzgar Karnımda bir fıçı rom.”
Kahvaltı niyetine içilen romlar elden ele dolaşırken seçilmişler güvertede ortaya toplanmıştı. Lylah bir kenarda olan biteni izliyordu. Tadı iğrenç olsa da yediği turuncu yosundan sonra mide bulantısı bir anda yok olmuştu. Alaric tutunduğu iple havaya sıçradığında kılıcı havlandı. Gür sesi dört yana ulaşıyordu.
“Ho ho ho Essin rüzgar, gürlesin deniz Kanatlansın evim, denizleri yaralım Gidelim Rylari’ye.”
Rylari? diye düşündü Lylah. Orası neresiydi? Şarkı için söylenmiş bir yer miydi? Gece de aynı şarkıyı söylemişlerdi bu kısımda Rylari ismi geçmemişti. Duyduğu hiçbir Krallık ismiyle uyuşmuyordu.
Çalan davullar belli bir ritimde güm güm çalmaya devam etti. Ortaya geçen seçilmişler dizleri üzerine çöktüğünde Alaric tutunduğu ipten kayarak tam ortalarına indi. Hançerini belinden çıkarıp Arden’in getirdiği karışımı keskin yanına özenle sürdü. Diz çökmüş ilk adamın arkasına geçtiğinde saçlarını, sakallarını yavaşça kazıdı. Aynı ritüel her bir seçilmiş için devam etti.
Lylah merakla olanları izlerken yakınındaki çocuk boylu adama fısıldadı. “Tam olarak ne oluyor?”
“Diz çökenler seçilmişler.”
“O ne demek?” diye sordu bu defa.
“Korsan olacaklar demek.”
Lylah, konuşan adama bir bakış attı. Ilımlı birine benziyordu kendine aşık etmek için onu kullanabilir miydi? Bu meseleye bakacaktı ama önce seçilmişler meselesini anlaması lazımdı.
“Korsan olmak isteyenlerin gemisi olması yetmez mi ya da gemisi olan bir kaptanın emrine girmesi?”
“Bizi kendisine korsan diyen o ucubelerle karıştırma gerçek korsanlar bizleriz yani seçilmiş olanlarız. Denizlerin koruyucularıyız.” Çocuk boylu adam küçük adımlarıyla uzaklaştı.
Seçilmişlerin arındırılması bitince herkes yine kendi işine döndü. Alaric hazırlanmış yemeği yerken Lylah elinde kendi tabağıyla yanına geldi
“Basıp, yağmalayacağınız bir yer var mı? Kendimi ona göre hazırlayayım.”
“Bulursak yol üstünde bir gemi basarız.” diyerek güldü Alaric. “Adın ne? Misafirimi tanıyayım bize bir ihaneti olursa kimi arayıp canını alacağımı bileyim.”
“Lylah.” diyerek doğruyu söyledi. İsimler herkeste vardı saklanması gerektiğinde yüzünü gizlemesi yeterliydi. “Senin adını sorsam söyler misin saklar mısın Korsan Kaptan?”
“Korsan Kaptan Alaric ama kısaca Kaptan de uzun uzun söylemene gerek yok.”
“Alaric desem olmaz mı?” dediğinde yanındaki adam eliyle boğazını keser gibi yapınca yutkunarak, “Anladım Kaptan.” diyerek yemeği ağzına tepti.