Bölüm 2 / 8
Konakta kaos
Akşama kadar Hazal ile odada vakit geçirip işlere yardım ettik. Hazal sürekli sakin olmam konusunda beni uyarırken, Fuat’ın verdiği tepkiyi sorguluyordu. “Gülfem çok garip geldi bana… Zaten Fuat’ı da hiçbir zaman gözüm tutmadı. Biliyorsun.” “Öyle deme Hazal. Sadece çok vakit geçirmediniz ondan. Fuat çok dürüst ve sözünün eri bir adamdır.” Hazal’a ne söylersem söyleyeyim, içindeki ses susmayacaktı. Beni çok sevdiği için aşırı korumacı davranıyordu. Abimden hâlâ haber yoktu. Akşam yemeğine de gelmemişti. Sofrada babam kaşlarını çatarak bakışlarını masada gezdirdikten sonra gür sesiyle konuştu: “Cihan nerede? Şirkete de gitmemiş!” “Bilmiyorum baba. Ararım birazdan. Belki başka işleri vardır.” “Benden habersiz ne işi olacak Gülfem! Bir şey biliyorsan söyle.” “Yok baba, bir şey bilmiyorum. Sadece tahmin ettim.” Memnuniyetsiz bir ifadeyle yüzünü buruşturup yemeğine devam ederken ağız ucuyla bana cevap verdi: “O kıt aklınla düşünme sen!” Boğazıma oturan taş gibi yumruyu yutabilmek için titreyen ellerimle bir yudum su içtim. Karşımda oturan Hazal bakışlarıyla bana destek olmaya çalışıyordu. Babamla konuşma fikri gitgide zorlaşıyordu benim için. Yemekten sonra mutfaktaki işlere yardım ederken Hazal elini omzuma koyarak yumuşak bir ses tonuyla konuştu: “Gülfem, dayımın söylediklerine takılma ne olur. Üzme kendini.” “Alıştım artık Hazal… Bir an önce kurtulsam şu konaktan… Başka bir şey istemiyorum.” “Her şey gönlünce olsun canım. Ama sen yine de bazı şeyleri iyi düşün.” Cevap veremedim. Cezveye suyla kahveyi koyup ocağa yerleştirdim. Babamın kahvesini yapıp çalışma odasına çıktım. Kapıyı tıklatıp içeri girdiğimde sakinliğimi korumak için derin bir nefes aldım. “Babacığım, kahveni getirdim.” Gözlüklerinin altından bana bakıp başıyla masayı işaret etti. Babamla iletişimimiz hep bu şekildeydi. Gerekmedikçe konuşmazdı. Annem beni doğururken öldüğü için beni suçladığını yüzüme vurmaktan hiç çekinmiyordu. Kahveyi koyduktan sonra ellerimi önümde birleştirdim. “Babacığım, seninle konuşmak istediğim bir konu var.” Birkaç saniye beni süzdükten sonra bakışlarıyla masanın önündeki koltuğu işaret etti. “Geç otur.” Parmaklarım eteğimin kumaşını sıkarken huzursuzca yerimde kıpırdandım. Bu konuşmayı yapmak, tahminimden daha zor olacak gibiydi. “Baba, benim sana söylemek istediğim önemli bir şey var.” Önündeki dosyaya elini vurup ileri kaydırdı. “Söyle Gülfem, uzatma artık.” Titreyen ellerimi belli etmemek için eteğimi daha sıkı kavradım. “Baba, ben bir karar aldım.” Bu sözümle dikkat kesildi. Keskin, şüpheci bakışları bana döndüğünde yutkundum. “Nedir?” “Babacığım… Böyle bir konuyu karşına geçip konuşmak biraz zor ama… Ben ev—” Kelime dudaklarımın arasında asılı kaldı. Çalışma odasının kapısı sertçe açıldı. İçeriye nefes nefese kalmış amcamın oğlu Polat daldı. Elindeki silahı beline yerleştirmeye çalışıyordu. Gözlerindeki saf gerilimi gördüğümde kaskatı kesildim. “Amca gelmen gerek!” dedi Polat. Sesi o kadar sert ve garipti ki odadaki bütün havayı bir anda emdi. Babam öfkeyle ayağa kalktı, masaya tutundu. “Ne oluyor Polat?! Ne bu edepsizlik, kapı vurulmadan odaya dalmak yeni adet mi?!” “Amca Cihan… Cihan kız kaçırmış.” Duyduğum an nefesim kesildi. Abim kız kaçıracak biri değildi. Bir yanlışlık olmalıydı. “Ne diyorsun oğlum sen!?” Babamın sinirden yüzü kızarmaya başlamıştı. Gömleğinin yakasını çekiştirerek gevşetti. O an aklıma bugün arabada gördüğüm kız geldi. Salak Gülfem! Nasıl anlamadın? “Konuşsana Polat. Kimin kızını kaçırmış?” “Aşağıdalar amca. Demirhanların kızını kaçırmış. Aslan Ağa’nın kardeşini…” Duyduğum isimle kaşlarımı çattım. “Demirhanlar mı? Baba, onlar baş düşmanımız değil miydi?” “Sen karışma Gülfem!” Babam öfkeli bakışlarıyla bana yandan bir bakış atıp Polat’a döndü: “Nerede o it! Nerede o haysiyetsiz!” “Amca, aşağıdalar.” Babam öfkeyle söylene söylene odadan çıkmadan önce bana manidar bir bakış attı. Ağır ağır yutkundum. Bakışlarım kapının girişinde bekleyen Polat abime kaydı. “Şimdi ne olacak Polat abi?” “Bilmiyorum Gülfem… Korkma tamam mı? Sakın dışarı çıkma. Konakta kal.” Bu bir emirden çok rica gibiydi. Birkaç dakika olduğum yerde kaldım. Aklımda sürekli “Şimdi ne olacak?” sorusu dönüp dururken ellerimle yüzümü ovuşturup derin bir nefes verdim. “Ah abi, ne yaptın sen!” Odadan çıkıp kendimi koridora attım. Hızlı ama temkinli adımlarla ilerliyordum. Arkamdan gelen Hazal, kolumdan kavrayıp titreyen bedeninin soğukluğuyla yanımdan yürüdü. Bir an bakışlarımız kesişti. Gözlerinde korkunun esir ettiği bir titreme vardı. “Gülfem… ” Adım dudaklarından firar ettiği an, yaşadığı korku da ortaya döküldü. “Korkma Hazal. İşin aslını öğrenelim bir.” “Doğru mu yani? Cihan abi…” “Evet… Maalesef doğruymuş.” “Yıllardır düşman olduğumuz aşiretle aramızda olay çıkmamıştı Gülfem. Bu ne demek biliyorsun değil mi?” Konakta böylesine gergin bir olaya daha önce şahit olmamıştık. “Bilmiyorum Hazal ama tahmin edebiliyorum.” Mutfağa geçip ışıkları yakmadan, avluya bakan camı hafifçe araladık. İçeriye vuran avlunun ışıkları bizi ele verecek kadar kuvvetli değildi. Hazal ile titrek nefeslerimizin ritmi birbirine karışmıştı. Babam avluya çıktığı gibi abime okkalı bir tokat atmıştı. Yanındaki kız ise titremekten iki büklüm olmuştu. “Neden yaptın lan böyle bir şeyi! Oğlum sen bilmez misin onlarla düşmanız!” Babamın ardı arkası kesilmeyen öfkeli feryatları avluda yankılanıyordu. “Başımıza nasıl bir iş açtığının farkında mısın! Çabuk kızı aldığın yere geri götür. Kimse anlamadan kapansın bu iş.” Cemil amcamın sesi avluda yankılanırken abimin bakışları anında sertleşti. Kasılan çenesiyle babamla amcamı süzdü. Bir an abim doğruldu. Babamın karşısında dikildi. “Baba… Berfin hamile! Yapmak zorundaydım! Çocuğumu taşıyor. Nasıl bırakırım o konakta?” O an herkes sustu. Sessizlik, gecenin ağırlığından da beterdi.