MyStoryMyStory
Berdel:Son Yazgım
İnteraktif

Berdel:Son Yazgım

Romantik Dram

118 okunma8 bölüm · ~2 saat🌹 Romantik

“Özgürlük sandığım o gece, hayatımın kapanıydı.”

Bir gece kaçmayı planladı… sabaha ise kaderi çoktan yazılmıştı. Gülfem, sevdiği adamla yeni bir hayat kuracağını sanırken, abisinin açtığı savaş onu hiç tanımadığı bir adamın dünyasına sürükler. Töre, bedeller ve susulmuş anlaşmalar arasında bir karar verilir: berdel.

Berdelİntikam

İlk 5 bölüm web'de ücretsiz · toplam 8 bölüm

1. Bölüm

Acı kahve gözler

“Gülfem… Fermuarı çekemiyorum.” Kuzenim Hazal, gideceğimiz düğün için heyecanla hazırlanıyordu. Okuduğum kitabı bırakıp ayağa kalktım. “Hazal sakin ol canım,” Arkasına geçip sıkışmış fermuarını kapattım. “Nasıl olmuş Gülfem?” “Çok güzel olmuş Hazal ama fikrimin bir önemi olduğunu düşünmüyorum.” “Aaa neden öyle dedin ki?” “Çünkü sabahtan beri denediğin onuncu elbise ve hepsi de çok güzeldi.” Sıkıntıyla nefesini verirken omuzlarını düşürdü. “Peki sen olsan hangisini seçerdin?” “Bence yeşil olanı seçmelisin. Gözlerini ön plana çıkardı.” Heyecanlı gözleri parladı. Yeşil elbiseyi hızla kavrayıp parmaklarının arasında tutarak havaya kaldırdı. “Tamam o zaman yeşil elbiseyi giyiyorum.” Yerime oturup kitabımı okumaya devam ettim. “Gülfem sen elbise bile seçmedin. Ne bu rahatlık?” “Ne fark edecek Hazal? Bir tanesini giyer çıkarım. Gelin ben miyim sanki?” Biraz daha kitap okuyup hazırlanmayı planlıyordum. “Ne okuyorsun?” “Uğultulu Tepeler… Bir adamın intikamının, dokunduğu her hayatı nasıl yakıp kül ettiğini anlatıyor.” “Başka kitap mı bulamadın Gülfem? İçim karardı resmen.” Belkıs halamın odaya girmesiyle sohbetimiz sona erdi. “Burada sohbet edeceğinize bir işin ucundan tutun. Belim koptu sabahtan beri…” “Tamam hala hemen geliyoruz.” Yatağın üzerine serili olan gül kurusu elbiseyi üzerime geçiredim. Elbisenin bu zarif duruşu, saçlarımın arasındaki sıcak kahve tonlarını ve gözlerimin içindeki kehribar hareleri tuhaf bir şekilde keskinleştirmişti. Saçlarıma sade bir şekil verip doğal dalgasında bıraktım. Göz makyajımı da sıcak tonlarda yapıp kısa sürede hazırlandım. O sırada lavabodan çıkan Hazal beni gördüğü an baştan aşağı süzdü. “Gülfem… Çok güzel olmuşsun canım kuzenim.” “Teşekkür ederim Hazal. Ama babamla abim laf etmez umarım.” “Aman onlar kendilerine baksınlar.” “Neden öyle dedin Hazal?” Omuz silkerek cevapladı. “Ne bileyim, her şeye karışıyorlar.” Hazal’ın sözlerine karşılık gülüşerek odadan çıktık. Merdivenlerden inip avluya geçmiştik. Hazal yeşil elbisesiyle çok güzel olmuştu. Avludakiler bizi baştan aşağı süzdükten sonra arabalara geçtiler. “Gülfem hadi geçin artık arabaya, ne sallanıyorsunuz kızım!” Abim Cihan abartılı bir sinirle bize seslendiğinde Hazal ile birbirimize baktık. “Gülfem, Cihan abiye ne oluyor? Bu aralar biraz garip.” Bakışlarımla abimin tepkilerini kontrol ederken Hazal’a cevap verdim. “Bilmiyorum Hazal. Son günlerde biraz garip. Hiç yapmadığı şeyleri yapıyor. Çıkar kokusu…” Mardin’den Şanlıurfa’ya gideceğimiz için biraz erken çıkmıştık. Bugün Şahinbey aşiretinin genç ağası Kadir Şahinbey evleniyordu. Şahinbey aşireti herkes tarafından sevilen bir aşiretti. Düğünün çok büyük ve kalabalık olacağını tahmin ediyorduk. Hazal, ben ve Belkıs halam, Cihan abimin arabasına binmiştik. Abim o kadar hızlı sürüyordu ki Belkıs halam bildiği tüm duaları belki 50 kere okumuştu. “Bismillahirrahmanirrahim… Ay oğlum sen bizi öldürmek için para falan mı aldın?” Cihan abimin bakışları halama kaydığında ne söylediğini idrak etmesi uzun sürmedi. “Kusura bakma hala, yol uzun olduğu için biraz gaza yüklendim.” “Yüklenme oğlum! Geç olsun güç olmasın… Acele giden ecele gider.” Abim başını eğip sıkıntılı bir nefes vermişti. Gerçekten neyi vardı abimin? Düğün alanında herkes kendini eğlenceye kaptırmış, davul zurnanın sesi coşkuyla yankılanıyordu. Hazal ise yerinde kıpırdanıyor, oynamak için kendini zor tutuyordu. Bir an beni dürtüp: “Gülfem… Sizin de düğününüz böyle mi olur?” Bir an heyecanla iç çekip tebessüm ettim. “Bu kadar ihtişamlı olmaz ama eminim güzel olur. Fuat her detayı şimdiden düşündü.” “Babanla ne zaman konuşacaksın?” “Mardin’e dönelim, o zaman konuşacağım. Bu ara çok yoğun ve gergindi. Biliyorsun söz konusu ben olduğumda her şeye itiraz ediyor.” “Haklısın canım.” Fuat ile liseden beri birbirimizi seviyorduk. Onca zorluğa rağmen yılmadan bugünlere gelebilmiştik. Şimdi evlenip bu topraklardan ayrılacak, kendimize yeni bir sayfa açacaktık. Annem gibi töre evliliği yapmayacak, bir ağanın karısı olmayacaktım. Babam da zaten beni başından atmak için evlilik fikrimi hemen onaylayacaktı eminim. “Daldın gittin Gülfem.” “Hiç canım.” “Ya hadi kalk biraz oynayalım. Kalabalıkta göze batmayız. Halayın ucundan gireriz.” Hazal’ın çocuk gibi mızmızlanmasına istemsizce güldüm. Yerinde duramıyordu. “Ben bir lavaboya gideyim, sonra halaya gireriz olur mu?” “Olur valla gamzelim. Eşlik edeyim mi sana?” Hazal yanağımdaki belirgin gamzeden dolayı bana bazen gamzelim diye hitap ederdi. “Yok canım, ben bulurum.” Ayağa kalkarken konuşmaya devam ettim. “Seninle gidersek dönüş yolunu bulamayız.” “Haha çok komik.” Hazal’ın yön duygusu çok kötü olmasına rağmen her yeri avucunun içi gibi biliyor davranması birkaç kez bizi sıkıntıya sokmuştu. Ayağa kalkıp arkamızdaki devasa konağa doğru ilerledim. Kalabalık ve karanlıktan dolayı bir an gitmekten vazgeçmiştim. Tanımadığım, çalışan olduğunu düşündüğüm iki kıza yolu sorunca göstermişlerdi. Lavabodan çıktığımda koridor sessizliğe bürünmüştü. Kalabalıktan uzaklaştıkça havada ağır bir odunsu koku, baharat ve tütün karışımı erkeksi bir aura yayılıyordu. İçime çektiğim anda boğazım daraldı. Adımımı atmamla beraber sert bir şeye çarptım. Sendeledim. Bir el bileğimi yakaladı, düşmemi engelledi. Başımı kaldırdığımda acı kahverengi bir çift gözle karşılaştım. Keskin bir soluk alarak bakışlarına kilitlendim. Delici, soğuk ve tehlikeli bakışlar. Adamın yüzü karanlık koridorda bile heybetli duruyordu. Tek kelime etmedi. Sadece baktı. “Kusura bakmayın,” diye fısıldadım sesim titreyerek. Bileğimi birkaç saniye bırakmadı. Bakışlarıyla baştan aşağı beni süzmesine rahatsız olup yerimde kıpırdandım. Korkmaya başlamıştım. Bedenim kuş gibi titrerken burada bana bir şey yapsa kimsenin ruhu duymaz korkusuyla kalbim çıkacak gibi olmuştu. Tedirgin olmaya başlamıştım, elinden bileğimi nazikçe çektim. Cevap vermedi. Bir şey söylemedi. Sadece o keskin kokusuyla birlikte orada dikilmeye devam etti. Arkamı dönüp hızlı adımlarla uzaklaşırken ensemde ağırlığını hâlâ hissediyordum. Arkamda hissettiğim bakışların sahibine cesaret edip dönemedim. Adımlarım keskin kokunun sahibinden kaçmak ister gibi hızlanırken kalbimin göğüs kafesime vuran sesini duyabiliyordum. Karanlığın içinde bir heykel gibi dikilen, bakışlarıyla insanı olduğu yere çivileyen o gözler kimindi? Arkamda bıraktığım koridorun sessizliği yerini yeniden düğün alanının gürültüsüne, davul seslerine bırakırken derin bir nefes aldım. Avluya adım attığımda serin gece havası gül kurusu elbisemin saten kumaşından sızıp tenimi ürpertti. Hazal beni görür görmez el salladı. Tanıdık birini görmenin rahatlığıyla adımlarım ona doğru hızlandı. Yanına gittiğimde heyecanla koluma girdi. “Nerede kaldın Gülfem? Bak halay iyice büyüdü, hadi girelim!” “Girelim,” dedim sesimin titremesini gizlemeye çalışarak. Gözlerim istemsizce arkamdaki konağın karanlık pencerelerine kaydı. O koku hâlâ burnumun ucundaydı. Sanki o anı bir daha unutmamam için hafızama kazınmış gibi… Halayın ucuna tutunduğumuzda Hazal’ın neşesi beni de biraz olsun kendime getirdi. Biraz geçmişti ki karşı masadan bize bakan abimle bakışlarımız kesişti. Cihan abimin delici bakışlarını üzerimde hissettiğimde ne demek istediğini anlamıştım. Gözleriyle masayı işaret etmişti. “Yerinize oturun,” demekti bu. Abim çok rahat bir adam değildi ancak bu kadar katı davranan, gergin bir insan da değildi. Konağa döndüğümüzde onunla konuşup öğrenecektim. “Hazal yoruldum. Biraz oturalım mı?” “Olur valla, nefesim kesildi.” Masaya döndüğümüzde Hazal suyunu içerken gözleriyle etrafı süzüyordu. Ben ise telefonuma gelen mesajı okurken gülümsemeden edemedim. “Müstakbel eşim… Seninle beraber geçireceğimiz her gün için sabırsızlanıyorum.” Fuat’ın mesajı içimi ısıtırken Hazal abartılı tepkisiyle bakışlarımı telefonumdan kaldırdı. “Ayy cilveni yesinler…” “Hazal lütfen biri duyacak.” O esnada Belkıs halam masaya gelip sandalyelerimizin arkasında durup bize doğru eğildi. “Acarların oğluna Şahinlerin kızını isteyeceklermiş, biraz önce yanımda konuştu anneleri. Görüp beğenmişler.” “Hayırlısı olsun hala,” lafı nereye getireceğini hepimiz biliyorduk. “Siz hâlâ oturun burada. Kimsenin sorduğu ettiği de yok. Başımıza kalacaksınız.” Söylene söylene giderken iri kalçalarını sandalyelerin arasından geçirmeye çalışıyordu. Hazal ile birbirimize bakıp kendimizi tutamayarak gülmeye devam ettik. “Annem niyeti bozmuş bizi gönderecek. Neyse senin evleneceğini öğrenince rahatlar.” Gülümserken bakışlarım istemsizce karşı masaya kaydığı an; elinde tespihini ağır ağır çekerken acı kahverengi gözlerini hangi duyguyla baktığını anlamadığım bir şekilde bana sabitlemişti. Bu, koridorda çarpıştığım adamdı. Gülümsemem solarken hızla bakışlarımı çevirdim. “Çok korkutucu değil mi? Biraz önce duydum, kızlar ondan gaddar ağa olarak bahsediyordu. Asla yanlışı affetmezmiş. Aman Gülfem o tarafa bakma da başımıza iş çıkmasın. Zaten Cihan abi de bugünlerde tuhaf…” Yerimde dikleşerek omuz silktim. “Ne işi çıkacak Hazal? Bir daha görmeyeceğim adamla nasıl bir sorunum olabilir. Kim olduğunu bile bilmiyoruz.” O an bilmiyordum. Kaçmaya çalışacağım bütün yolların sonunda yine ona çıkacağımı bilmiyordum. Ertesi gün sabah büyük bir heyecanla uyandım. Bugün babamla konuşacağım için hem gergin hem de çok heyecanlıydım. Uyanıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra aynadaki aksime baktım. Mutluydum. Ama içimde garip bir his vardı. Sanki her şey bir anda yok olacak gibiydi. “Sakin ol Gülfem. Her şey yolunda gidecek. Sorun çıkmayacak.” Havluyla elimi yüzümü kuruladıktan sonra banyodan çıkar çıkmaz gardırobumu açtım. Gardırobumun bir kısmında kumaşından tasarımına kadar kendi emeğimle yaptığım çeyizliklerime göz attım. Ait oldukları yere gitmek için bekliyorlardı. Üzerime bir elbise geçirip aceleci adımlarla aşağı indim. Mutfağa girdiğimde Sultan abla ve kızlar kahvaltı hazırlıklarına çoktan başlamışlardı bile. Sultan abla elindeki bıçakla doğradığı domatesten gözlerini ayırıp bana gülümseyerek baktı. “Günaydın kızım.” “Günaydın Sultan abla.” “Ne o, güzel bir haber mi aldın? Sabah sabah pek neşelisin.” Tebessüm ederek başımı eğdim. İçimden, “O kadar belli oluyor mu?” diye geçirirken kahvaltı hazırlıklarına yardım etme bahanesiyle kıskacından sıyrıldım. “Yok Sultan abla, her zamanki halim.” “Öyle olsun bakalım.” Kahvaltı hazırlıkları bitmiş, herkes masadaki yerini almıştı. Abim hızlı hızlı birkaç lokma yiyip kalktığında hepimiz şaşkınlıkla ona baktık. “Acil işlerim var baba. Müsaadenle ben çıkıyorum.” Babam ağır ağır başını sallarken tek kaşını havaya kaldırıp şüpheyle abimi süzdü. Abim giderken arkasından Belkıs halam konuştu. “Abi bu oğlanın hali hal değil. Var bunda bir şeyler.” “Göreceğiz Belkıs. Çıkar kokusu yakında.” Kahvaltı bitene kadar kimse konuşmamıştı. Babam abimin son günlerdeki halini düşünüyordu. Eminim… Hazal ise düğünün yorgunluğunu henüz üzerinden atamamış, yarı uykulu bir halde geziniyordu. Mutfaktaki işler bittiğinde etrafta kimse kalmamıştı. Sandalyeye oturup babamla yapacağım konuşmayı kafamda canlandırıyordum ki avludan gelen tanıdık sesle hızla ayağa kalktım. Bu Fuat’ın sesiydi. Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Mutfağın penceresinden baktığımda Polat abimle beraber avluda konuştuklarını gördüm. Hızla önüme dönüp ellerimle yüzümü kapatarak derin bir nefes verdim. Yüzüm alev alev olmuştu resmen. Birkaç dakika geçmeden Fuat’ın mutfak kapısında belirmesiyle gözlerim kocaman açıldı. “Fuat! Ne işin var burada? Polat abim görecek, yanlış anlayacak.” Dudağının kenarı kıvrılırken bana doğru bir adım attı. “Sakin ol Gülfem. Su içmeye geldim.” Kollarımı göğsümde birleştirip derin bir nefes verdim. Ne zaman duygularım birbirine karışsa yaptığım o kötü alışkanlığa sığınıp dudağımın kenarını kemirmeye başladım. “Sakin ol canım. Babanla konuşacaksın ve bitecek. Sonrası bende.” “Ailenle konuştun değil mi Fuat?” “Konuştum güzelim. Ailem biliyor.” Masadaki sürahiye uzanıp bardağa su doldururken cevap verdim. “Babam sorun çıkarmaz inşallah. Ankara’da yaşayacağımızı öğrenince ne diyecek acaba? Asıl korkum bu.” Elleriyle yüzümü kavrayıp sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdi. “Merak etme… Bir şey söylerse de beraber üstesinden geliriz.” Gözlerinde farklı bir bakış vardı. Ne olduğunu anlamadığım… Belki o da heyecanlanmıştı. Benim gibi belli edemiyordu sadece.

Bölümler

Okur Yorumları

Ateş

27 Haziran 2026

❤️❤️❤️