MyStoryBölüm 2 / 37

Bölüm 2 / 37

2. Bölüm

Leyla, kulaklarını anında dikip endişeyle sese odaklanmaya çalıştı. Sesin tam olarak neye ait olduğunu anlamaya uğraşıyordu.

Ayakları hâlâ söz dinlemiyor, Leyla’yı dar yolda bırakarak felç kalmış gibi kara gömülüyordu. Leyla, sesin derinin birbirine sürtme sesine benzediğini düşündü.

O an kaçması, belki de çığlık atması gerekiyordu çünkü ses giderek yaklaşıyordu. Ses yaklaştıkça etrafını deri ve çam kokusu sarmaya başladı; bu, daha önce hayal bile etmediği, baskın ve erkeksi bir kokuydu.

"Aferin kuzucuk. Sakın ola ki kaçmaya yeltenme. Kaçarsan kovalamaca dürtümü tatmin etmek zorunda kalırım. Ve inan bana, benim kovalamacamın sonu, senin hayallerindeki sonla uyuşmuyor."

Adam tam arkasında, kulağının dibinde duruyordu. Leyla, sıkışan göğsüyle zoraki bir şekilde yutkundu. Ciğerlerine dolan yabancı koku ve ensesindeki sıcaklık, çığlık atmayı bile engelleyen bir kilit vurdu dudaklarına.

Adam, ellerini kollarına çıkarıp sıkıca sıktığında tüm vücudu kontrolsüz bir titreme ile sarsıldı. "Gecenin bir vakti tek başına dışarıda olmak suç değil de ne, kuzucuk?"

Diye bilmişlikle soran adama verdiği cevap, dimağında acı bir tat bıraktı.

"Saat henüz sekiz."

Cidden Leyla da bilmiyordu böylesine aptalca bir cevap için neyden cesaret aldığını. Kulağına dolan alçak bir kahkaha sesiyle gözleri doldu.

Kolundan çekilen eller ve aniden kaybolan sıcaklıkla beraber derin bir nefes almayı başardı.

"Cesur kuzucuk." diyen keyifli sesle sonunda ayaklarını hareket ettirebildi. Ve Leyla, daha önce hiç koşmadığı kadar hızlı koşabildi.

Tek amacı sokağın sonuna ulaşıp sağa sapmaktı. O zaman işlek bir caddeye çıkabilecek, imdat diye avazı çıktığı kadar bağırabilecekti.

Kar, ayakkabılarının altında gıcırdıyor, kalp atışları ise kulaklarında davul çalıyordu. Arkasından bir adım sesi gelip gelmediğini anlamak için durmaya bile cesaret edemedi.

Nefesi kesilmek üzereydi ama gözüne çalınan ışıkla bir umut buldu. Kendini daha da zorlayarak hızlanmak istediğinde, her şey aniden durdu.

Ağzını kapatan ve karnına dolanan bir el ile ayakları birden yerden kesildi. Yakalanmıştı.

Havada asılı kalırken, kendini bir aslanın çaresiz avı olarak hissetti. Karanlıkta, adamın güçlü göğsüne yaslanmış durumdaydı.

Leyla, havada tekmelemelerini savuruyor, elleriyle ağzını kapatan o demir pençeyi çekmeye çalışıyordu. İşe yaramadı. Adamın gücü ile kendi gücü kıyaslanabilecek gibi değildi; bu, bir çocuk ile bir yetişkinin güç farkından çok, bir avcı ile avın dengesizliğiydi.

Leyla, sadece deri ve çam kokusundan oluşan bir kütlenin hızla hareket ettiğini hissediyordu.

İşlek caddeye çıkış ışığının son parıltısı, onun görüş açısından hızla uzaklaşırken, Leyla'nın yutkunuşu çığlığa dönüşemeyen boğuk bir hıçkırık oldu.

Leyla, akan gözyaşlarının arasından ve soğuk havanın gözlerini acıtmasından dolayı etrafı bulanık görüyordu.

Üstelik beyni tam anlamıyla bir alarm durumuna geçmiş, hayatta kalabilmek için saniyede farklı farklı yöntemler düşünüyordu.

Ama ne yaparsa yapsın, ne o ölüm kokan adamdan kurtulabildi ne de ara sokağın iyice içine çekilmekten.

Ayaklarının yere indirilmesi ile sırtının soğuk duvarı bulması aynı anda gerçekleşti. Ağzı hâlâ katilinin eliyle mühürlüydü.

Bilekleri ise başının üzerinde kelepçelenmişti; Leyla'yı duvara sabitleyen görünmez ama güçlü bir kelepçeydi bu.

"Böyle devam edersen canını yakmak zorunda kalacağım. Oysa ki az önce akıllı bir kuzucuk olduğunu düşünmüştüm."

Diyen adamın yüzünü görmek için gözlerini kıpıştırdı. Ancak lambanın sönük olduğu bu noktada, adamın yüzünde siyah bir maske vardı, başında ise siyah bir şapka. Ağzını kapatan eldeki deri eldiven parlıyordu.

Sadece gözleri görünen adamın ne hissettiğini, ne düşündüğünü anlamak imkânsız gibiydi. Leyla, sadece kontrolsüzce ağlıyordu.

Gözyaşları, maskenin kenarlarında kayboluyordu. "Kıpırdanmayı kes."

Diyen adam, bileklerini sıkıp, eliyle burnunu da kapatarak nefesini kesti. Aniden kesilen nefesiyle Leyla’nın gözleri kocaman açıldı.

Oksijenin anlık yokluğu, tüm vücudunda panik bir elektrik akımı yarattı. Şokla donakaldı; bilinci, duvar ile maske arasında sıkışıp kalmıştı.

Havanın çekilmesiyle hissettiği boğulma, az önce yaşadığı korkuyu bile geride bırakıyordu. Ciğerleri feryat ederken, adamın gözlerinin kendisini izlediğini biliyordu; bu, bir işkencecinin avına baktığı soğuk, hükmedici bakıştı.

Leyla daha fazla dayanamayarak adamın elleri arasında bilincini yitirdiğinde, adam parmaklarını kızın burnundan çekti.

Kızı hızla omuzlayıp sokağın kuytusunda kalan, metruk binanın içine girdi. Her şey tam da planladığı gibi gitmişti.

Bir haftadır adım adım takip ettiği kurbanını, tam istediği istikamette ve tam istediği saatte yakalamış olmanın haklı gururunu yaşıyordu.

Bu işi yıllardır yapıyordu ancak Leyla, onu son zamanlarda en çok heyecanlandıran ikinci kurbanıydı.

Omzundaki kızla beraber, binanın küf kokan merdivenlerinden ağır adımlarla indi ve paslanmış demir kapıyı gıcırdayarak açtı.

Depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle boşaltılan bu binaları bizzat kendisi satın almıştı. Mülk ona aitti; buraya kendisinden izinsiz kimsenin giremeyeceğinden adı gibi emindi. Buraya ilk defa bir başkası, Leyla, ayak basıyordu.

Daha önce kızı dolaylı yollardan uyarmış ama kız sözünü dinlememişti. Şimdi ise büyüklerinin sözünü dinlemediğinde başına neler gelebileceğini ona bizzat, yaşatarak öğretecekti.

Leyla’yı sert beton zemine bıraktıktan sonra üzerindeki montu çıkarıp bir kenara fırlattı. Duvara sabitlenmiş ağır zinciri bir kaç adım öteden çekip aldı; kalın demir halkayı Leyla’nın boynuna geçirip kilitledi.

Zincirin o soğuk ve tok sesi duvarlarda yankılanıp tekrar kulaklarına ulaştığında, derin bir nefes alarak doğruldu. Bu işi gerçekten çok seviyordu.

Genelde hep aynı senaryoları yaşar ve kurbanları en sonunda ellerinde can verirdi. Leyla için de aynısının geçerli olup olmayacağını merak ediyordu. İnsanlar bugüne kadar onu bir kez olsun yanıltmamıştı.

Uygulamada reklamsız oku