MyStoryBölüm 3 / 37

Bölüm 3 / 37

3. Bölüm

Arkasını dönüp kapının hemen yanındaki ahşap sandalyeyi çekti ve kurbanının tam karşısına yerleştirdi. Sandalyeye göre fazlasıyla heybetli bir adamdı; yine de kendini sertçe sandalyeye bırakıp bacaklarını ileriye doğru uzattı. Leyla’nın çantasını eline aldı ve büyük bir iştahla içini kurcalamaya başladı. Kızın eski model tuşlu telefonunu çantasından çıkarıp bir kenara fırlatmak yerine, kurbanı uyanana kadar içeriğini detaylıca incelemeye karar verdi. Mesajlardaki çaresizliğe, ablasıyla olan kısa ve kaygılı konuşmalarına daldığı sırada, sessizliği Leyla’dan gelen acı dolu inlemeler böldü. Gözlerini telefonun küçük ekranından ayırıp yavaşça kıza çevirdi. Leyla, bedenini saran amansız bir soğuklukla titreyerek gözlerini aralamaya çalışıyordu. Bilinci yerine geldikçe, sadece zihni değil, her bir kası sanki binlerce iğne batıyormuşçasına sızlıyordu. Leyla, boynunda nefes almasını engelleyen bir urgan varmış gibi hissederek, henüz gözlerini bile açmadan elini titreyerek boynuna götürdü. Parmak uçlarına değen o sert, pürüzlü ve buz gibi metalin soğukluğuyla gözlerini dehşet içinde araladı. Kalbi, yerinden çıkacakmış gibi göğüs kafesini dövmeye başlamış; aldığı her kesik nefes ciğerlerine bir bıçak darbesi gibi acı vermeye başlamıştı. Bayılmadan hemen önceki o saf korku, şimdi zavallı yüreğine çok daha ağır bir yükle geri dönmüştü. Bakışları, tam karşısında duran heybetli siyah postallara odaklandığında, zihni korkuyla felç oldu. Sanki üzerine bir ölüm soğukluğu çökmüştü; ne kaçabiliyor ne de tek bir kasını hareket ettirebiliyordu. Ne yapmalıydı? Ne yaparsa bu adamın pençesinden kendini kurtarabilirdi? Ölmek için çok gençti; tabii eğer adamın niyeti onu öldürmekse... Belki de onu ölümden beter bir akıbet bekliyordu. İçinde bulunduğu esaretin soğuk gerçeğiyle yüzleşen Leyla, beyhude bir kaçma girişimi yerine kurumuş dudaklarını güçlükle araladı. "Benden ne istiyorsun?" diye sordu, bakışlarını o devasa siyah postallardan bir an olsun ayırmadan. Daha yukarıya bakmaya henüz cesareti yoktu; adamın yüzünü görme ihtimali bile onu iliklerine kadar titretiyordu. "Hep aynı soru... 'Benden ne istiyorsun?'" diye karşılık verdi avcı, sesindeki alaycı tınıyı gizlemeden. Leyla, korkusunu bastırmaya çalışarak, "İnsanlar neden kaçırıldıklarını merak ederler," dedi. "Yani anormal olan benim sorum değil, senin beni kaçırmış olman." Sözleri biter bitmez, bu çıkışı yaptığına pişman oldu. Adamın kendisine zarar verme ihtimalini geciktirmesi gerekirken, bu şekilde "kibirli" sayılabilecek bir üslupla konuşması onu kışkırtabilir ve sonunu hızlandırabilirdi. Avcı, daha fazla dayanamayarak o gür ve erkeksi sesiyle bir kahkaha patlattı. Şimdiye kadar hiçbir kurbanı, bu bacak kadar kızın gösterdiği cesarete sahip olmamıştı. Onu gerçekten güldürmeyi başaran tek kişi Leyla’ydı. Adam, kızı bu hazırcevaplığı yüzünden madalyayla ödüllendirmeyi bile düşündü bir an. "Mantıken evet," dedi adam, gülüşünün tortuları sesine yansırken. "Peki, senin o çok güvendiğin mantığına göre, senden ne istiyor olabilirim?" Leyla, kurumuş dudaklarını diliyle yavaşça ıslattı. Yan yattığı için boynu feci şekilde ağrıyordu; kendini zorlayarak sırtüstü döndü. Betonun keskin soğukluğu sanki damarlarında buzlu su gibi akıyordu. O anki tek tesellisi, üzerinde bir pantolonun olmasıydı. "Para için kaçırmış olabilirsin," dedi sesi titreyerek. "Ama fakirim. Yani, bende para falan yok." Avcı, ilgisi iyice artmış bir şekilde, "Hmm... Devam et," diye teşvik etti kızı. "Diğer tahminlerini de duymak istiyorum." Leyla, boynundaki o kalın ve ağır demiri rahatsızlıkla ileri geri itmeye çalıştı. Demir tenine her sürttüğünde yüzünü acıyla buruşturarak devam etti: "Bana karşı bir kinin var desem... Buraya daha yeni taşındım, kimseyi tanımıyorum. Sana bir yanlışım da olmuş olamaz." Böylece zihnindeki ikinci ihtimali de dile getirmiş oldu. Leyla, üçüncü ihtimali dile getirdiğinde damarlarındaki kanın bile donduğunu hissetti. "Bana tecavüz mü edeceksin?" diye sordu fısıltıyla. Beyni anında kırmızı alarm vermiş, hücreleri "kaç!" diye feryat etmeye başlamıştı. Parmaklarını boğazındaki soğuk demire öyle bir kenetlemişti ki eklemleri bembeyaz kesilmişti.

Uygulamada reklamsız oku